DOLAR 46,4499 % -0.02
EURO 53,1908 % -0.07
STERLIN 61,3015 % -0.04
FRANG 57,5509 % -0.36
ALTIN 6.188,88 % -1,56
BITCOIN 62.550,01 -2.232

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

KOMADAKİ DEMOKRASİ…

Yayınlanma Tarihi : Google News
KOMADAKİ DEMOKRASİ…
Reklam

RECAİ ŞEYHOĞLU

Kemal Anadol için “CHP’nin hafızası” deniliyor ama bu tanım yeterince anlatmıyor bence onu. “Çağının Tanığı”denilmeli. Ya da “Siyasetin Bir Bileni”.

Komadaki Demokrasi adlı kitabı, onun bu üç tanımının vücut bulmuş hali.

Avukatlık, gazetecilik, beş dönem milletvekilliği, yıllar önce yazdığı bir makaleyle Yunus Nadi Armağanı birinciliği, Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü, Dil Derneği Onur Üyeliği ve belleklerde iz bırakan anı, deneme, tarihi ve belgesel romanlarıyla o üç sıfatı hak eden bir yurttaş.

İyi ki babası Zihni Anadol, ona yazması için vasiyette bulunmuş yıllar öncesinde.

Zevkle okunan bir dili ve anlatımı var Kemal Anadol’un. Şaka bir yana bestelenmiş Demokrasi Marşı şiiri de ona ait. Şiire olan ilgisi bir başka…

Kayda değer bir özelliği, sesli düşünceye önem vermesi.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanıyken “Sayın Kılıçdaroğlu’nun yapacağı tek şey, genel başkanlıktan ayrılarak bir daha aday olmayacağını açıklamaktır”. diyen o!

Cumhurbaşkanı adayının Ekmeleddin İhsanoğlu ile Abdullah Gül olması belli ki onun bu yargısında çok etkili olsa gerek.

2021’de kadın vaizlerle (vaizelerle) olan görüşmesinde onlara “… Siz muhafazakâr filan değilsiniz. Asıl muhafazakâr olan biziz.’’ diyen Kılıçdaroğlu için böylesi bir tepki çok da yakışmış doğrusu Sayın Anadol’a.

Yetkili kurullar yerine her biri “sağ”dan gelen danışmanlarla çalışması da belli ki canını çok sıkmış.

2024 Ocak’ında ilk baskısı yapılan Komadaki Demokrasi “Savaşsız ve sömürüsüz bir gelecek dilediğim torunlarım Deniz, Defne ve Onur’a…’’ diye bir ithafla başlıyor.

Önsözünde de babasını anar gibi olmuş: “Söz uçar, yazı kalır” diyerek…

Egede Son Söz sitesinde yayımlanan yazılarından oluşuyor kitap.

84 köşe yazısı…

*

Yitirdiğimiz iki değerli besteci Alaeddin Yavaşça ve Avni Anıl’a ayrılan yazıyla başlayan kitap, kitabın sular seller gibi okunacağına dair bir izlenim veriyor okura.

2021 yılının dünyamız ve ülkemiz için tarihe “Felaketler Yılı” olarak geçeceğini yazmış sonraki yazısında; Covid-19 salgını nedeniyle.

Demokrasi ve laikliğin etle tırnak gibi olduğunu, laikliğin olmadığı bir ortamda demokrasinin de olamayacağını söylerken bunun olanaksızlığını, “Kutuplarda portakal yetiştirebilir miyiz?” sorusuyla pekiştirmeye çalışıyor.

Bu arada CHP İlçe Başkanlığı yapmış olan amcamın yakın arkadaşı Muammer Erten’in Salihli’de kadastro hâkimi olarak çalıştığını, Dombaylı’dan delege seçilerek siyasete atıldığını öğreniyorum.

Milletvekilliği ve Sanayi Bakanlığı döneminde de Salihli’de tanımıştım ben o güzel insanı.

Laiklikten ödün vermenin, yurttaşın dini inancını oya dönüştürmenin ustalarınca demokrasi mücadelesine ne kadar zarar verebileceğini “Ne Kadar Laiklik O Kadar Demokrasi” başlıklı yazısında dile getirmiş.

“Laik devletin gözleri bağlıdır. O gözler yurttaşlar arasında ayrım yapmasın, birini diğerine yeğlemesin diyedir” derken bunun gerekçesi olarak o ülkede  devletin yurttaşları arasında Müslüman, Hıristiyan, Musevi, Sünni, Şafi, Alevi, Caferi, deist ve ateistlerin bulunabileceği, onların bazılarının zaman içinde çoğunluk ya da azınlık olabileceği, oysa devletin onlar arasında ayrım yapmadan her birine eşit davranmak zorunda olması gerektiğini dile getirerek laiklikle ilgili konuda çok duyarlı bir siyasetçi olduğunu anlatmaya çalışıyor. Bir ülke laik değilse demokratik de değildir diyor ısrarla…

Politikacıların en deneyimli olanlarından biri olduğu için, “…Dış güçler edebiyatını en son kullanacak olan AKP İktidarı ve onun yandaş medyasıdır. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır’’ demeyi bir sorumluluk bilmiş olmalı.

Satır aralarında edebiyatımızın önemli adlarından biri olan Adalet Ağaoğlu’nun 1 Mart 2016’da “12 Eylül Referandumunda evet dediğim için pişmanım, enayilik etmişim” özeleştirisine rastlıyoruz.

İnsanlığın yazgısını değiştiren iki büyük devrim; 1789 Fransız İhtilali ve 1917 Ekim Devrimi’den sonra üçüncü büyük devrimin 1920 Anadolu İhtilali olduğuna değinirken bizleri “Altı Ok”un içeriğiyle ilgili de bilgilendiriyor.

Altı Ok simgesinin üçü Fransız, üçü de Bolşevik Devrimi’nden esinlenmiş. Altı Ok logosunu çizen meğerse Köy Enstitülerinin mimarı olan resim öğretmeni İsmail Hakkı Tonguç’muş.

30 Aralık 1922’de kurulan SSCB’nin 1989’daki çöküşünden sonra bu konuyu irdeleyecek parti kadrolarından yoksun olduğumuzu da özeleştiri bağlamında dile getirmesi ve bu konuyla ilgili kurduğu tümceler Kemal Anadol’un Kemalizm kadar sosyalizme de kafa yorduğunun bir kanıtı olsa gerek.

Komünizme karşı oluşturulan bir askeri pakt olan NATO’nun SSCB’nin dağılmasından sonra varlığına son vermesi gerekmez miydi gibi bir soruyla okuru düşündürmeye çalışıyor olmalı.

Bu arada tarihten ibretlik örnekler de vermiyor değil… Jeanne Dark ve Mustafa Kemal örnekleriyle…

Bilindiği gibi Fransız Jeanne Dark 1431 yılında on bin kişinin toplandığı alanda diri diri yakılmıştı. 490 yıl sonra da “Azize” ilan edilmişti.

Mustafa Kemal de 11 Mayıs 1920’de o günlerin Divanı Harp Mahkemesi’nce ölüme mahkûm edilmişti.

Günümüz siyasetçilerinin kulağına küpe olması gereken iki örnek.

Neoliberalizm denilen ekonomik sistemin, insanlığın çektiği sıkıntıların, hatta savaşların gerçek kaynağı olduğunu açıklarken karşımızda ekonomist/ siyasetbilimci Kemal Anadol görüyoruz.

Otomotiv sanayisinde bir dünya devi olan BMW’nin kurucusu Gunther Qandt’nin Nazi Partisi üyesi, Ferdinand Hugo Boss’un Hugo Boss fabrikasını kurduktan sonra Nazi Partisi’ne üye olması, Ford’un kurucusu Henry Ford’un ise Nazilerin en güçlü destekçilerinden biri olduğunu söylerken 12 Eylül cuntası tarafından ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına Turgut Özal’ın getirilmiş olmasına dikkat çeken Anadol, darbelerle Türkiye burjuvazisi arasındaki ilişkiyi gözler önüne sermeye çalışıyor. Darbeci Kenan Evren’in resimlerine yüksek paralar ödeyerek satın almaları daha başka nasıl açıklanabilir ki…

“Savaşta yurttaşını cepheye gönderen, kanını ve canını isteyen devlet; barışta onu yazgısıyla baş başa bırakamaz. Hastaneler, her türlü tıbbi tetkik, ilaç ve tedavi ücretsiz olmalıdır.

Eğitimde fırsat eşitliği de en doğal insan hakkıdır. Okul, defter, kitap, araç gereç, burs ve yurt olanaklarını devlet yurttaşına ücretsiz sunmak zorundadır” diyen Anadol, Rusya-Ukrayna çatışmasının da aslında bir NATO ve Rusya çatışması olduğunu da dile getirmeyi ihmal etmemiş yazılarında.

Kimi anılarında Süleyman Demirel’in kendisini izlediği politika nedeniyle takdir ettiğini söylese de vesayete karşı olduğunu söyleyen Demirel’in işkenceci general Faik Türün’ü Manisa’dan, Deniz Gezmiş ve iki arkadaşının idamına karar veren mahkeme başkanı Ali Elverdi’yi de Bursa’dan meclise soktuğunu söylemeyi zorunluluk bilmiş.

Meclisteki tartışmalı günlerin birinde “Ben üç buçuk yıl hâkimlik yaptım. Kimin vatan haini olduğunu bilirim” diyen Ali Elverdi’ye “Sen hâkimlik değil, cellatlık yaptın! Utanmadan konuşuyorsun!” diyen de Kemal Anadol.

Ayağının tozuyla meclis kürsüsünden darbeci Kenan Evren hakkında suç duyurusunda bulunan da o!

Konuşmalarında ve yazılarında bilimselliğe ne kadar önem veriyorsa espriye/ ironiye de o kadar yer veren sayın Anadol’un “Osuruk, ne kadar müzikse 12 Mart, 12 Eylül ve FETÖ yargısının adaleti de o kadar adalettir” tümcesi ile sağduyu ve radikallik kokan “Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk, Amiraller Bildirisi ve son çarpıcı örnek Gezi Davası kararlarını savunanların da Yassıada’yı ağızlarına almaya hakları yoktur” tümcesi unutulmamalı.

“CHP içindeki en büyük hizip ŞZD’dir (Şimdi Zamanı Değil)’’ tümcesi (buluşu) da onun.

UNESCO, 1971 yılını “Dünya Kitap Yılı” ilan etmişken Türkiye’nin o yılı sobaları odun ve kömürle değil de kitapla ısıttığı günler olması çok üzmüş onu.

“Selâm Yunanistan Komünist Partisi’ne” başlıklı yazısında, bir Yunan askerinin üstünde ele geçirilen bir bildiri barışsever dünyalıları çok etkilemiştir sanırım. KKE’nin Anadolu’yu işgale gelen askerlere yönelik bildirisi şöyle:

“Asker! Bu toprakların hakiki sahibi Türklerdir. Beyhude yere kanlarınızı döküyorsunuz. Venizelos sizi aldatıyor. Bütün Asyalılar ayaktadır. Yakında başınızda kıyametler kopacaktır. Bu sözlerimize kulak veriniz.’’

Okuru düşündürmesi gereken bir bildiri!

İki kez delege, bir kez tüm üyelerin katıldığı önseçimle, iki kez de merkez yoklaması ile listelere giren Kemal Anadol, bu kitabında naylon parti üyeliğine değinerek kanayan bir parti yarasına pansuman olmaya çalışıyor.

Coğrafyamızda bin yıldır yaşanan kavgaların nedenini de şöyle anlatmış kısaca:

“Bu kavga, aklı esas alan İbn-i Rüşt yanlıları ile akıl yerine vahyi esas alan, pozitif bilimleri ve felsefeyi reddeden İmam Gazali yanlıları arasındakilerin kavgasıdır. Bu kavga, dönemin en modern rasathanesini yapan Takiyüddin ile bu rasathaneyi günah sayarak bombalatan Kadızadelerin kavgasıdır. Bu kavga, Menemen’de katledilen Kubilay ile onu katleden Derviş Mehmetlerin kavgasıdır.”

Satır aralarında 15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinden hemen sonra Çarşı Camisi’nde düzenlediği mitingle milli mücadeleyi başlatan Çal Müftüsü Ahmet İzzet Efendi ile Maraş Ulu Cami’de işgal altında bulunan bir memlekette Cuma namazı kılınamayacağını haykıran Rıdvan Hoca’yı öğreniyoruz.

Deneyimli politikacı Kemal Anadol’un “AKP’nin Demokrat Parti’nin devamı olduğu savı, şehir efsanesinden başka bir şey değil!” sözünün yanında Baykal’ın küçük yerel seçim hesaplarıyla çarşaflı kadınlara altı ok rozeti takması da canını sıkmış. AKP’den tercüme edilerek CHP’ye monte edilen tüzük değişikliği ona keza…

Aynı Anadol, 1 Mart tezkeresinin Meclis’e getirildiğinde Deniz Baykal’ın şu sözlerini de alkışlayacaktır:

“Türkiye bu gayri hukuki ve gayri ahlâki harekâtın karargâhı ve cephesi olamaz, olmayacaktır!”

CHP’nin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu önderinin Küba, Avustralya, Yeni Zelanda, Meksika, Japonya, Şili, Venezuela ve Romanya’da büst ve heykellerinin bulunduğunu da öğreniyoruz Komadaki Demokrasi’de.

Ülkenin okullarına, mahkemelerine, parlamentosuna, hapishanelerine  girip çıkmış birinin ağzından Türkiye’yi, partisi CHP’yi ve dünyayı okumak, dinlemek ve öğrenmek gerçekten çok zevkli.

Düne, bugüne, çağımıza tanıklığın bir kitabı Komadaki Demokrasi.

360 sayfalık bu kitabı özetlemek kolay değil. En iyisi mi, okuyunuz. Okutmayı da ihmal etmeyiniz ama…

YORUM YAP