DOLAR 46,4507 % -0.02
EURO 53,2027 % -0.05
STERLIN 61,3440 % 0.04
FRANG 57,5610 % -0.33
ALTIN 6.201,48 % -1,36
BITCOIN 62.673,54 -2.526

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

PROF.DR. TANJU ÇELİK – ‘Hekimler İmparatoru Galenos’un izinde‘

Yayınlanma Tarihi : Google News
PROF.DR. TANJU ÇELİK – ‘Hekimler İmparatoru Galenos’un izinde‘
Reklam

RECAİ ŞEYHOĞLU

6 Ekim 1980’de Bergama’da göreve başladığımda;  bu ilçeyi,  doğduğum, çocukluğumu ve ilk gençliğimi geçirdiğim Eski Borlu- Köprübaşı ve Salihli’den daha çok benimseyeceğimi hatta burada ev bark sahibi olacağımı aklıma bile getirmemiştim doğrusu.

İlçeye 15 kilometre kadar uzaklıktaki bir orman köyünde göreve başladığımda çok tedirgindim aslında. İGD kuruculuğu,  yöneticiliği, Muğla Bölge Temsilciliği, ardından TÖB-DER- Suruç / Urfa Temsilciliği yapmış olmam nedeniyle 20-25 gün önce yapılan 12 Eylül Faşist Darbesinin, beni dağ başında bir köyde de olsam bulacaklarını adım gibi biliyordum.

Darbe, devrimci ve örgütlü yaşamın düşmanıydı zira… Nitekim köyde değil de her hafta sonu gittiğim Salihli’deki baba evinde bulacaktı beni darbeciler.

*

Derste öğrencilerimle avunuyordum ama akşamın karanlığı çökünce korkularım depreşiyordu.

İşte o korkulu, her kapı çalınışında yüreğimin  hop  hop ettiği gecelerin birinde zihnime oturdu Tanju. Rüzgârlı, kuru soğuğun hükmünü sürdürdüğü gecelerden biriydi.

‘’ Kim o? ‘’ demiştim ürke ürke… ‘’ Örtmenim ben Tancır, matematik  örget bana! ‘’  diyordu o cılız ses.

Kapıyı açtığımda karşımda başında takkesi, kucağında çantasıyla büzüten Tanju duruyordu. İyice üşümüş gibiydi. Hemen içeri aldım. Meraklı meraklı süzdü içeriyi. Teneke sobam, masam, sandalyelerim ona çok ilginç gelmiş olmalıydı. Hemencecik iki üç odun parçası daha attım sobama. Minicik ellerini sobaya uzatmış, oğuşturup duruyordu.

Onlar, yemek yaptıkları ocağın ateşiyle ısınıyorlardı evlerinde.

Yaklaşık iki saat kadar konuğum olmuştu o akşam.

Giyimi, kuşamı, konuşması ve duruşuyla beni etkilemiş olmalıydı ki, sonraki günlerde teneffüslerde  bahçede arkadaşlarıyla oyun oynarken hep inceden inceye süzdüm onu.

Her derste ilk parmak kaldıran öğrencilerimdendi.

Beş sınıfı bir arada okutuyor olmanın zorluğuna karşın işimi seviyordum. Öğrencilerimin her birinin farklı farklı özellikleri vardı. Hele biri vardı ki aklıma geldikçe hep gülerim.

Adı Bülent’ti. Birinci sınıf öğrencisiydi. Verdiğim ödevleri kontrol ediyordum. Baktım ki iki kolunu önüne yastık yapıp  vurmuş kafayı, uyuyor.  Biraz gülesim biraz da muziplik yapasım gelmiş olmalı ki, sesimi yükselttim: ‘’ Beyefendi uyan uyan, Üsküdar’da sabah oldu!

‘’  Yanında oturanlar dürttü Bülent’i, beni gösterdiler. Şaşkın şaşkın bana baktı. Ben yineledim sözlerimi: ‘’ Beyefendi uyan uyan, Üsküdar’da sabah oldu! ‘’

O ne yapmış olabilir sizce?

‘’  Sen hep uyuyon, biz sana bi şey diyo muyuz? ‘’

Aynen böyle demişti.

O Bülent, iyi okudu, sosyolog oldu, şimdi Bergama merkezde bir okulda yöneticilik yapıyor.

*

Güngör Sert ise asistanım gibiydi. Her gün mesai bitiminde beş altı öğrencim ile çevre gezisi yapıyor, dağa çıkıyor, mağaralara iniyor, kuşları/ böcekleri ve sürüngenleri  inceliyorduk. O günlerde zoologtum sanki. Bir kezinde 102 santim uzunluğunda yılan yakalamış, sütlüğe getirmiş, beslemeye çalışmıştık. Bir akrebin ateş çemberinde intihar edip etmeyeceğini de  yaşayarak öğrenmiştik. Ama en çok kuşlarla ilgileniyorduk.

En korkusuzlarım Güngör ve Cihan’dı.

Unutamadığım en güzel anılarımdan biri ise köyde kutladığımız ulusal bayramlardı.  Öğrencilerimin okuduğu şiirler ve yarışmalar gözümün önünden gitmiş değil… Okuldan köy meydanına kadar yürüyüş yapar, şarkı ve marşlarla  çınlatırdık ortalığı.

*

Tanju, hiç devamsızlık yapmayan/ hiç hasta olmayan öğrencimdi. Şansı, çok ilgili bir babası ve annesinin olmasıydı. Koca Yusuf, teneffüslerde yanıma gelir bana sorular sorardı. Cafer Kunduz gibi… Bir de Nasuh Dayı vardı. O beni matematikten sınava çekerdi. Komşum Salih Dede ise hep anılarını anlatırdı.

Koca Yusuf’un planları hep Tanju’nun okuması üstüneydi. Ona ne alayım, ne okutayım, nereye göndereyim gibi…

O günlerde çok başarılı bir öğretmenlik yaptığımı söyleyemem. Kendimce yöntemler bulup sınıfımdaki her öğrencinin yaşamla ilgili bilgiler edinmesi için Ülkü  Duvar Takvimi bulunduruyordum. Her sabah ondan bir yaprak koparıyor, o günün anlam ve önemini, arka sayfadaki yararlı bilgileri hiç üşenmeden okuyordum. Bir’den beş’ e kadar da her öğrencim bu bilgileri öğrenmiş oluyordu.

Yazı yazmaya öteden beri meraklıyım ya… Bergama’ya indiğimde çok sayıda renkli  karton alıyor, dörde bölüyor, keçe kalemle  her kartona bilim/ sanat / eğitim/ icatlar ve tarihle ilgili bilgileri yazıyor, sınıfın dört bir köşesini hem gelinlik kız gibi süslüyor hem de bilgiyle donatıyordum. Günde bir ders saati ‘’ Hadi bakalım, şimdi sessizce duvarda yazılanları okuyoruz.’’ diyerek  ‘ Duvardakileri okuma dersi ‘ yapmış oluyorduk.

Farkına  varmadan  her sınıf hem sosyal hem de fen dersi görmüş oluyordu.

Dikkatimi çeken sayısalcılar; Tanju, Zafer, Ziya, İrfan ve Neriman’dı.

Yaramazlık yapan öğrenciler olmaz mı hiç?

Saçlarını asıldığım, tokatladığım oldu o günlerde. Oysa şimdi, öğrencisine şiddet uygulayan bir öğretmeni işitmek bile istemiyorum. O kabalığı yaptığım için de yıllarca pişmanlık duygusu içinde kıvrandım. Nitekim, günün birinde Tanju ile  köye  gittiğimizde  köy meydanında bütün öğrencilerimi ve babalarını/ abilerini topladım. ‘’ Yıllar önce size uyguladığım şiddet için her birinizden defalarca özür diliyorum çocuklar. O günler acemilik günlerimdi, bağışlayın beni.’’ dedim. En fazla da Zeki Savaş’tan özür diledim.

Ancak, eli vurak kişi sadece ben değildim. Yaramazlık yapanları cezalandırmak için o görevi bir  gün  sınıf başkanı Tanju’ya verdim.  Arkadaşları olduğu için öylesine birer tokat vurur diye düşünmüştüm. O ne? Arkaya doğru gerilip olanca kuvvetiyle şırrak diye yapıştırmaz mı  tokatı karşısındakilere!. İtiraf edeyim, o cezalandırmadan ötürü kendime de Tanju’ya da kızmıştım doğrusu.

Merak edip teneffüse çıktıklarında tokatı yiyenler Tanju’ya ne yapacaklar diye pencereden onları izledim.  Hayret ettim, hep birlikte en güzel oyunlarını oynuyorlardı.

O gün anladım, Tanju’nun arkadaşları arasındaki lider rolünü…

Düşündükçe gülesim gelen bir başka Sarıdere anım da şu:

Akşamları gestapo şefi gibi elimde bir sopayla köy içinde dolaşıyor, perdesi olmayan evlerden içeri bakarak öğrencilerimin ödevini yapıp yapmadıklarını kontrol ediyordum. Baskın yapar gibi kapıları çalıp denetliyordum. Ödevlerini yapmayanları evlerinden alıp rap rap yürüyüşlerle lojmana getiriyordum o karanlık saatlerde.

Allah’tan ki ne anaları ne de babaları itiraz ediyordu buna. Lojmana getirince ne mi yapıyordum? O sıralarda yeni aldığım ‘ Natıonal ‘ televizyonun karşısına geçip film izliyorduk. Bu arada ödevi de tamamlamış oluyorduk tabii ki…

O günlerde köyde sadece kahvede televizyon bulunuyordu.

*

Koca Yusuf’la okul bitince Yeniköy’deki ortaokula gitmesi gerektiğini konuşmuştuk. Amcamın kızı da orada matematik öğretmeniydi. Tanju’nun ortaokul yıllarını da uzaktan da olsa izleme şansım oldu. Liseyi de okumalıydı. Çünkü okumak ona inek gütmekten daha zevkli geliyordu.

Lisede de başarılı bir öğrenci oldu. Biyoloji  öğretmeni Faruk  arkadaşım oluyordu. ‘’ Senin Tanju, kimyada çok başarılı. Biyolojisi de iyi. Tıp fakültesini tercih etmesini istiyorum.’’ demişti.

Ve de tıplı oldu sonunda.

Tıp fakültesini bitirdiği yılın temmuzunda Bergama’daki evime geldiler. Bir görevim daha varmış, Tanju’yu evlendirecekmişim. Koca Yusuf böyle diyordu.

Uzun lafın kısası, o işi severek üstlendim. Fellik fellik kız aradık ve Aliağa Emek Şenlikleri’nde aradığımız kızı bulduk.  Kızı isteyen ben oldum. Nikâh şahidi oldum. İlk çocuğuna adını vermemi istediler, onu da severek kabul edip eşimin ebe/ hemşire olarak çalıştığı, Evrim’in  de doğum yaptığı hastaneye gidip  dünyaya gözlerini 1 Eylül günü açan delikanlıya ‘ Barış ‘ adını verdim.

Behçet Uz’da uzmanlık eğitimi aldığı yıllarda olsun, çalıştığı yıllarda olsun oğlum gibi hep yanımızda/ evimizde oldu. Kızımın dışında ikinci çocuğum gibi…

Çok şeyler paylaştık onunla…

Bergama köylerinde ve beldelerindeki kütüphane açılışlarımızda hep yanımda yer aldı. Konuklarımla tek tek ilgilendi. Dağ, dere tepe demeden benimle el ele verip Bergama kırsalında elimden tuttu. Çocuğu hasta olan her arkadaşıma / herkese  elinden geleni yaptı.

Siyasete olan ilgisi nedeniyle arkadaşlarımla / vekillerle / başkanlarla tanıştırdım. Bilirim ki roman / şiir ve öykü okumaz,  edebiyatla  ilişkisi  yok gibidir ama  siyasi konuların analizini sosyolog gibi yapabilme gibi bir  meziyeti vardır.

Görüşmelerimizin aksadığı günlerde yaptığı siyasal tercih nedeniyle  biraz aramız açıldıysa da sonraki yıllarda  bunu telafi etti ve son genel seçimlerde CHP İkinci Bölge Milletvekili Aday Adayı oldu. Karış karış ikinci bölge ilçelerini ve köylerini taradık, bir hafta Ankara’da siyaset dolu günler/ saatler yaşadık. Bürokrat, gazeteci, milletvekili, yazar dostlarımızla bir araya geldik.

Bir şanssızlık yaşadık. Yaşadığı sağlık problemi ( apandisit ameliyatı ) nedeniyle  koşuşturmalarımıza ara verdik.

Masal gibi geçen Ankara günlerinde baba oğul birlikteliği yaşadık.

Bergama’da da çok birlikteliklerimiz oldu. Beni en çok etkileyen sahnelerden biri, evine gelen hasta çocukların anne ve babalarının ‘’ Borcumuz nedir doktor bey?’’ diye sorduklarında her zaman ‘’ Ne verirsen… ‘’ şeklinde verdiği yanıt oldu.

Gönlü güzel, gözü gönlü tok biridir o.

Bergamalı, Kınıklı, Dikilili, Çandarlılı, Aliağalı, onu başarılı ve gözü gönlü tok çocuk doktoru olarak biliyor. Vekillik olmasa da pekala halkçı bir başkanlığını ziyadesiyle yapar diye  düşünüyorum.

O şimdi Bergama’nın belediye başkan adayı!

Birileriyle polemiğe girmiyor. Kavga gürültü mayasında yok. Birilerini çekiştirme gibi bir alışkanlığı da yok. Uyumlu bir eş, harikulade bir baba, hayırlı bir evlat… Köydeki babasını haftada bir ziyaret etmezse yapamıyor.

İki tıp fakültesi öğrencisinin babası olan Tanju Çelik, Bergama’ya Galenos Üniversitesi ve Kent Müzesi kurmak istiyor. Şu da bir başka gerçek ki onun ve çocuklarının  başarısının ardındaki bir başka Çelik, orta öğretim kurumu yöneticisi olan Evrim Çelik…

*

Çok sevdiğim / kardeşim bildiğim önceki başkan Mehmet Gönenç’e pek yararım olmadı ama  1Nisan’da  başkanlık koltuğuna oturacak olan Prof. Dr. Tanju Çelik’e biraz baba, biraz öğretmen gibi  omuz vermek  benim için görev olacağa benzer…

Sayıştay raporlarından öğreniyoruz ki çok sayıda belediyede usulsüzlükler bulundu. Merak edenler bunu  google’dan  öğrenebilir. Çok sayıda belediye,   köylerdeki tarım arazilerini sattı, satmaya devam ediyor. Bakırçaylılar, bunun tanığı.

Mehmet Gönenç’in belediyesinde kuruş usulsüzlüğe rastlanmamıştı. Bergamalının toprağı  satılmamış, birilerine peşkeş çekilmemişti.

Bergamalı,  bu kez tercihini Prof. Dr. Tanju Çelik’ten yana kullanarak Bergama’nın Kuzey Ege’nin parlayan yıldızı olmasına katkıda bulunacak diye düşünüyorum.

Aristonikos’un, Galenos’un, Bergamalı Kadri’nin ardılları,  verecekleri oylarla Bergama’nın eski çağlarda olduğu gibi yine önemli bir sağlık ve şifa merkezi olmasına imza atmış olacaklar.

Baksanıza, iktidar cephesi olsun muhalefet cephesi olsun, kurtuluşu bir tıp doktorunda arıyor. Ne müteahhit ne sanayici ne de hukukçu diyorlar…

Bu da kültür- sanat- eğitim – spor ve tarım  merkezi  Bergama  farkı olsa gerek!

YORUM YAP