

RECAİ ŞEYHOĞLU (Gazete Karşıyaka)
Muzaffer İzgü, Bozyaka’daki bir kitaplık açılışımızda annem için böyle demişti.
Bu sıfat annemin üstüne o günden bu yana iyice yapışmış olmalı ki annemden söz edilirken onun hep ‘ Kütüphaneciler İmparatoriçesi ‘ olduğu söyleniyor.
Doğrusu bu ya, çok da yakışıyor hani!
Kim, o görkemli kütüphane açılışlarında Pir Sultan Abdal’dan deyişler okumuş, kim türküler söylemiş ki…
Onu ilk tanıyanlar hep köy enstitülü olduğunu düşündüler ve hocanım hocanım deyip durdular. O da her defasında ilkokul mezunu olduğunu yineledi durdu.
Büyükşehir Belediyesinin sorumluları da – Örneğin Başkan Aziz Kocaoğlu, örneğin o günlerin coğrafi sistemler müdürü Lütfü Ünal – annemin ilkokul mezunu olduğunu biliyordu ama bir sokağa adı verildiğinde tabelayı hazırlayanlar kütüphaneler açan bir kadının olsa olsa bir öğretmen olabileceğini düşündüklerinden olsa gerek hazırlanan tabelanın bir kısmını ‘ Kütüphaneci Rasime Şeyhoğlu ‘ bir kısmını da ‘ Öğretmen Rasime Şeyhoğlu ‘ olarak hazırlamışlardı. Kabullendik mi, hayır! İtiraz ettik ama öylece kaldı gitti.
Beni ‘’ Rasime Hanım, Herkesin kafasına öğretmen olarak yerleşmiş, bırak artık doğrucu Davutluğu, uzatma bu işi! ‘’ diye uyaran Kemal Nehrozoğlu haklıydı galiba…
Öğretmen değilse de hep öğretmen olarak iz bırakıp gitti annem . Bizlerle de hep öğretmen annesi olarak gururlandı. Öğretmenleri çok seviyordu zira…
TRT, EGE TV, SKY TV, BATI RADYO gibi radyo ve televizyonlarda ilkokul mezunu olduğunu açıklamışsa da fayda etmedi bu. Hocanımlıktan (!) kurtulamadı bir türlü…
Ona Yeni Asır’da başta Erkin Usman olmak üzere yer veren diğer haberci arkadaşları saygıyla anıyor, selamlıyorum.TRT’de defalarca yer veren o günlerin haber müdürü Cengiz Güven, programcı Oğuz Tümbaş, gazeteci ve televizyoncu Yunus Karakaya ve adlarını anımsayamadığım dostlar kanalıyla kütüphaneciliğimizi anlattık ve ilgilileri bilgilendirmiş olduk. Sağ olsunlar! Yaptığımız kütüphaneciliği ülkemiz ve bölgemiz insanına duyuran onlar oldu.
O günlerde Yunus’un isteğiyle annemle yine bir akşam 45 dakikalık bir programdayız.
Bana sorular soran muhabir, kütüphanelere hep annemin adını verdiğimi, niçin babamın yer almadığını sorunca demiştim ki, ‘’ Hiç sevmediğim bir sorudur anneni mi seviyorsun yoksa babanı mı… Çoğu kişi ikisini aynı derecede sevdiğini söyler hep ama ben annemi daha çok sevdim. Ben anneciyim çünkü! ‘’
Eve döndüğümüzde babamı rakı sofrasına devam ederken gördük. Evden ayrılırken başlamıştı o her akşamki vazgeçilmez ritüeline…
Suratı beş karıştı. Program için SKY TV’ye gittiğimizi biliyordu zaten… Sorun çıkmasın diye fazla kalmadım ve ayrıldım evden. Ertesi gün okuluma giderken uğradım, babam yoktu. Dışarı çıkmış. ‘’ Geceniz nasıl geçti kraliçem? ‘’ dedim anneme:
‘’ Merak etme sarı oğlum, sana kızmışlığı falan yok. Suratının asıklığına gelince… Dedi ki, ‘’ Benim sarı oğlan dangalaktır ama doğrucudur. Ben de biliyorum seni benden daha çok sevdiğini ama bu televizyonda söylenmez ki amca kızı! ‘’
Evet… Annemi herkesten daha çok sevdim.
En iyi yol arkadaşımdı. Sofra arkadaşlığına da diyecek yoktu. Kapısını çalan herkese illâ minik bir şeyler vermeyi alışkanlık haline getirmiş, eli açık biriydi. Çok iyi semah dönerdi. Neşeli mi neşeliydi. Evlilik yıldönümlerimizi ve özel günlerimizi sabahın erken saatinde kutlayan oydu. Hem de önce eşlerimizi arayarak… Gelinlerine ve torunlarına armağan alıp vermekten mutluluk duyan biriydi.Torunlarının biricik babaannesiydi.
Doktor kanser olduğunu söylediğinde aynanın karşısına geçip ‘’ Ben güzel bir kadınım. Bu çirkin hastalık bana hiç yakışmıyor! ‘’ diyen ve kansere el yüz vermeyen oydu. Nitekim kanseri yenen de oydu. Ameliyatını yapan Kazım Bey bile şaşırmış, inanamamıştı buna…
‘’ Mucize Recai Bey, kanser bulguları yok oldu.’’
Ameliyatlı haliyle, boğazı yara bere içindeyken kayınbiraderim Muzaffer Yılmaz’a, isteği üzerine telefonda türkü söyleyen oydu. Çünkü TÜRKÜ ANA’ydı annem !
Konservatuvara gitse belki de unutulmaz bir halk türküleri sanatçısı olarak yer edecekti zihinlerde. Pervin teyzemin ‘’ O benim sadece ablam değil, annemdi aynı zamanda.’’ dediği canım annem, 21 Ağustos 2015’te hastaneden taburcu edildiği günün dört beş saat sonrasında kollarımda can vermişti. Profesör Ali Bey’in ‘’ Artık turp gibi, taburcu edebiliriz Rasime Anneyi…’’ dediği gün…
Hâlâ anlayabilmiş değilim. Ali Bey’e söylediğimde o da inanamamıştı.
13 Mart 2005’te Bergama’nın Tırmanlar Köyündeki kütüphane açılışında TRT’ci Oğuz Tümbaş’a ‘’ Köy çocukları ve gençleri bilim, sanat ve edebiyatı sevsinler diye kütüphaneler açıyoruz.’’ demişti.
Mezartaşında şunlar yazılı: ‘’ Cumhuriyet kızı olarak köylere kütüphane açmayı bir sorumluluk bildim.’’
Özetin özeti şu ki, annem bambaşkaydı!
Hayatta en çok onu sevdim!
