

RECAİ ŞEYHOĞLU
Herkesle barışık yaşadığımı söyleyemem. Huysuzluğumdan mıdır bilmem ama ben böyleyim. Herkesle barışık yaşayanlara gıptayla baktığım gibi, öte yandan da düşünürüm.
Bunu nasıl beceriyorlar diye…
Çok sevdiklerim vardır; Avram Ventura, Mehmet Atilla, Mehmet Özçataloğlu, Feyza Hepçilingirler gibi… Avram’la Mehmet’in yeri ise daha başkadır.
Çok saydıklarıma gelince… Veli Lök, Yekta Güngör Özden, Öcal Uluç, Kemal Nehrozoğlu, Fahir Işıksız… Onlar bana biraz öz abi biraz baba gibidirler…
Her biriyle sık sık konuşur sevgimi paylaşırım .
Geçtiğimiz günlerde 24 Temmuz etkinliği için Kemal Bey’i İzmir’e davet etmişler. Etkinlik sonrası da tekrar evine teslim etmişler. İçine dert olmuş ki iki gün sonra aradı. İzmir’e geldiğinde beni arayıp soramadığı için/ görüşemediği için öyle üzülmüş ki…
‘’ Olur mu hiç, aramalıydım seni!.’’
Aynen böyle dedi.
Yanıbaşımda olsa sarılıp kucaklaşacağım.
*
Sevdiklerimin varlığı benim için ayrı bir yaşam zenginliği!
Dönelim herkesle barışık olanlara…
Hep kuşku duyarım. Herkesle nasıl iyi olabilirsiniz ki…
Görüp de görmeme, duyup da duymamış olma durumları geliveriyor gözümün önüne…
Sahici olmama… Samimi olmama…
Böyleleri biraz politik gibi geliyor bana.
Bir tanıdığım vardı. Herkese iyiydi, kayınvalidesi evine geldiğinde ise suratından düşen bin parça oluyordu. Bir başkası ise hep güler gibi bir yüze sahipti. Evine gitmeye gör, adeta bir kara bulut! Yağdı yağacak…
Balıkesirli müftü Mehmet Deniz, işine motosikletle gidip geliyormuş. Bisiklete binermiş. Cüppe de giymezmiş hiç… 3 Ağustos tarihli gazetelerde gördüm, intihar etmiş.
Eminim görev yaptığı camide de hep iyilik – güzellik üzerine konuşuyordu.
Neden intihar ettiği ortaya çıkar mı bakalım…
Diyanet, o güzel insana sahip çıkmalı, öğrenmeli işin gerçeğini. Ne diye intihar eder ki işi gücü olan biri…
Herkese iyilik- güzellik dağıtan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın damadı Muhammet Likoğlu, milletvekilinin birine ‘’ Adam değilsin! ‘’ demiş. Ali Bey’in damadına uyarıda bulunup bulunmadığını çok merak ediyorum doğrusu.
İyilik ve güzellik herkesin ağzında. Özellikle de iktidar âşığı yandaş molla ve benzerlerinde. Ağızlarını açtıkça cennet, iyilik, sevap ve güzellikten dem vuruyorlar.
Sormak gerek bu mollalara:
2002’de ülkemizdeki tutuklu ve hükümlü sayısı 52 bindi. Şimdi 341 bin 497 oldu.
Toplam cezaevi sayımız 399. 2023’te bu sayı 419’a yükselecek.
21, 22 yıl öncesinin iyi insanları ne oldu da cezaevlerine düşecek denli kötü oldular?
2 kilo sakallı Cüppeli Ahmet, işi sulandırmadan yanıt verse de bir dinlesek…
Ben, tüfeği askerde elime almıştım. Ne tüfekten anlarım ne tabancadan…
Bu milletin neyinden zoru var da 25 milyonu ruhsatsız silah kullanır?
2,5 milyon kişide de ruhsatlı silah varmış.
Elinde belinde silahla dolaşanların hep korkak olduklarını düşünmüşümdür nedense…
Neden, kimden korkuyor bu insanlar da silaha sarılıyorlar anlamış değilim.
Dile kolay, 25 milyon kişi ruhsatsız silah kullanıyor.
İstatistikler böyle söylüyorsa içişleri bakanlığının bu işin üstüne gitmesi gerekmez mi?
51 milyon 600 bin kişi açlık sınırının altında yaşıyorken 25 milyonun ruhsatsız silah sahibi olması, düşündürücü değil mi?
Aç olanlar isyan edecek olursa onları yoksa bu 25 milyon kişi mi hizaya sokacak ellerindeki silahlarla?
Son iki yılda 15 yaş ve altı çocuk intiharlarında yüzde 40’lık artış varmış.
25 milyon kişinin silaha verdiği parayla o intiharlar engellenebilirdi belki de…
*
Hep merak etmişimdir; neden bir siyasi iktidar kendisine yapıldığını iddia ettiği bir darbe girişiminin araştırılmasını istemez?
Herkesle barışık yaşayan o iyi insanlar, etkili/ yetkili birine sorsunlar da görelim herkesle nasıl yaşanıyormuş barışık ilişkiler?
