

RECAİ ŞEYHOĞLU
2023 Temmuz’unun ortasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayan gezisinin tamamen ekonomik kaynak arayışına dayalı bir gezi olduğunu bilmeyen yok.
Ekonomik kaynak arayışında olan bir diğer ülke de Hindistan… O da bölgeyi turluyor.
Alsancak Limanı ile BOTAŞ’ın Araplara satılacağı söylentileri ayyuka çıkmış durumda…
BOTAŞ ile ilgili olarak Körfez ülkelerine yapacağı ziyaret öncesinde Cumhurbaşkanının açıklaması şöyle: ‘’ Bazı cambazların söylediği gibi yok BOTAŞ’ı satıyorlar, şu oluyor bu oluyor… Böyle bir şey yok! Biz neyin satılacağını neyin satılamayacağını çok iyi biliriz.
Cumhurbaşkanının bilmediği bir şey yok! Her şeyi biliyor maşallah!
Bilim insanlarına, özellikle feylesoflar ve tıp doktorlarına bir soru sorulduğunda hiç biri Cumhurbaşkanı gibi konuşmuyor. ‘’ Ben bilirim’’ci bir tavır sergilemiyorlar hiç.
Neden diye düşünmek gerekmez mi?
Körfez ülkelerine para arayışına çıkan ekonomist Cumhurbaşkanına muhalefet liderleri yüksek sesle ‘’ Madem ki ekonomistsiniz, niçin dışarıdan borç para almadan ekonomiyi ayakta tutamıyorsunuz?’’demeli bence… Hem de akşam sabah!
İnsanın her şeyi bilmesi mümkün değil ki…
*
Anısı güzel ( rahmetli ) Akif Ersezgin’in belediye başkanı olduğu dönemde Vali Yardımcısı Ramazan Urgancıoğlu ve Tarihçi Prof. Dr. Ergün Aybars ile bir panel için Bergama’ya davet edilmiştik. Basın ve halkla ilişkilere bakan Şükret Sevgener, etkinlik için yaptırdığı afiş örneğini de hemen sonraki günlerde göndermişti.
Adımın başında ‘ Gazeteci- Yazar ‘ yazdığı için özellikle ‘ gazeteci ‘ sıfatına itiraz etmiş silinmesini istemiştim. Yayımlanmış kitaplarım olduğu için ‘ yazar ‘ sözcüğü üzerinde fazla durmamıştım.
Neden mi?
Çünkü öğretmenim! Mesleğim bu! Yazar dediklerinde pek itirazım olmuyor ama kendimi anlatırken asla ‘ yazarım ‘ da demiyorum. Yazarım demek, kendi kendime gelin güvey oluyorum demek gibi geliyor bana. Kitabevlerinde okurun ‘ Recai Şeyhoğlu’nun kitapları var mı? ‘ diye soracağı günlere kadar da ‘ yazarım’ demeyi düşünmüyorum doğrusu.
Yayımlanmış, ilgiyle okunan bazı kitaplarım olmadı değil… ‘ Renkler Ülkesi İran ‘, ‘ Babişkom ‘, ‘ Babaanneciğim ‘ gibi…
Ama bu benim yazar olduğumu henüz kanıtlamış değil… Edebiyat dünyasında kabul görmüşlüğüm yok gibi…
Bunun adı alçakgönüllü olmak, tevazu da değil!
Sorduklarında ‘ öğretmenim ‘ demeyi uygun buluyorum. Ayrıca bundan da haz alıyorum.
*
1978’den bu yana basın dünyasına olan ilgim, dergi ve gazetelerde köşe yazarlığı, edebiyat ve meslek dergilerinin yanı sıra bir yerel gazetenin İzmir temsilciliği, İmece adında bir gazetenin imtiyaz sahipliği ve Egeli Haber’in genel koordinatörlüğü ve çeyrek yüzyıl önce CUMOK İzmir Başkanlığı ve Cumhuriyet’te yayımlanan yazılarım nedeniyle ister istemez gazeteci muamelesi gördüm.
Yeni Asır’da Erkin Usman’ın POTA köşesinde ‘’ Pota’nın Eğitimcisi ‘ imzasıyla, Cumhuriyet’te de Deniz Som’un ‘ Vaziyet ‘ köşesinde yayımlanan yazılarım, beni hem tanıttı hem de başımı ağrıttı. Eğitim sistemini eleştiriyordum habire…
O günlerde devlet memuruydum üstelik…
O yazılar yüzünden çalıştığım okula televizyoncular damladı günün birinde ve ‘’ İzmir’in en çok ceza alan öğretmeni ‘’ olarak benimle röportaj yaptılar. Öğrenci velilerim olsun, öğretmenler ya da yöneticiler olsun her biri ‘ Öğretmen- Gazeteci ‘ olduğum konusunda hemfikirdiler.
Kitaplarımdan birinin tanıtım kokteylinde Gazeteci Öcal Uluç’un beni ‘’ GAZETECİ ‘’ ilan etmesiyle tevazuyu bırakıp gazeteciliğimi kabul eder oldum.
Şaka bir yana yıllardır yazıyorum. Yıllardır haber kokluyorum, her girip çıktığım yerde.
*
Kuzey Ege gazetesinde haftada üç gün yazdığım yazılarım nedeniyle Bergama’daki afişte ‘ gazeteci ‘ olarak tanıtılıyor olmam, o gün doğru gelmemişti bana. İtirazım bundandı Şükret’e…
*
6 ay su tesisatçısının yanında çalışan birinin kendisini ‘ tesisatçıyım ‘ diye tanıtması gibi olurdu bu.
Emre Kongar sosyologtur. Ergün Aybars tarihçidir. Veli Lök, profesör doktordur. Celal Şengör mühendistir. Fazıl Say bestecidir. Sezen Aksu şarkıcı/ yorumcudur. Müjdat Gezen tiyatrocudur. Saygı Öztürk, Attila Aşut gazetecidir. Prof. Dr. Yusuf Alper psikiyatr ve şairdir.
Gittiği ülkelerde fotoğraf çekip paylaşan Tarihçi İlber Ortaylı, fotoğraf sanatçısı değildir.
İyi yüzdüğü için Veli Lök, yüzücü değildir.
Üç beş yemek tarifi biliyor ya da yapıyor diye birine ‘ gurme ‘ diyemeyeceğimiz gibi…
Her kişinin hobisi olabilir. Hobileri, onun mesleği anlamına gelmez.
Üniversitenin tarih bölümünü bitirmiş olabilirsiniz. Üç beş kez bir yerlerde köşe yazısı da yazmış olabilirsiniz ama bu sizin ‘ Tarihçi- Yazar ‘ olduğunuzu göstermez.
Her coğrafya bölümünü bitiren, kendisini Strabon sanırsa yandık!
Üniversitelerin tarih/ coğrafya / biyoloji gibi bölümlerini bitirdiğinizde üniversite sizin o unvanları kullanmanıza izin vermiyor değil ama bu sıfatları kullanırken toplumun da sizi o unvanlarla anıp anmadığını gözardı etmemelisiniz.
Muazzez İlmiye Çığ, Sümeroloji mezunu profesör doktor bir Sümerologtur. Her Sümeroloji mezununun kendisini Sümerolog olarak tanımladığını söyleyebilir misiniz?
Coğrafyacı olarak yaşadığımız sel, deprem ve erozyon konusunda belediyeler sizi konferans vermek üzere davet ediyorlarsa bilin ki siz coğrafyacısınız.
Lozan, Kurtuluş Savaşı, Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katli, İstiklal Mahkemeleri gibi konularda herhangi bir kurum ya da kuruluşça konuşmak üzere davet ediliyorsanız bilin ki tarihçisiniz.
Darvin Teorisi’ni anlatmanız için bir sivil toplum kuruluşunca çağrı alıyorsanız bilin ki siz biyolog olarak nam salmışsınızdır.
Ama… Sadece siz söylüyorsanız tarihçi – yazar olduğunuzu, inandırıcı olmaz bu!
Bir sinema filminde küçük bir rol alan figüranın kendisini oyuncuyum demesinden farklı değildir bu.
Komşumuz Hatice Hanım, iki yıldır halk eğitimin resim kursuna gidiyor. Bir günden bir güne ‘ Ressamım ‘ demedi. Kursiyerim diyor hep…
Sık sık işitmişsinizdir, ‘’ Mesleğiniz? ‘’ diye sorduğunuzda kimileri ‘ subay ‘ olduğunu söyler.
‘’ Astsubay mı subay mı? ‘’ sorusuyla karşı karşıya gelmemek için ilkokul arkadaşım Zafer hep ‘’ ‘Astsubayım’ derdi.
Bilirsiniz, ‘ doktorum ‘ diyenlere de hemen sorunun arkası gelir: ‘’ Branşınız? Uzman mı pratisyen mi? ‘’
Doğru olan yanıt herhalde ‘’ göz doktoruyum’’ ya da ‘’ pratisyenim’’ şeklinde olmalı.
Bu konuda yanlış yapmayanlar muavinler oluyor galiba. Şehirlerarası yolculuklarda hep sorarım önümde arkamda koşuşturan kişiye. Onların hiçbiri ‘ kaptanım’ ya da ‘ otobüsün şoförüyüm ’ demedi hiç. Sadece : ‘’ Muavinim ‘’dediler.
Kişinin kendini tanıması dedikleri, işte bu!
*
Kabul görmüş kimliğinizle tanıtın kendinizi, demeye çalışıyorum kısaca.
Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Coğrafya bölümünü bitirmiş olmanız, sizi o bölümün diploma almaya hak kazanmış mezunu yapıyor sadece. İklim kriziyle ilgili konferans verecek kapasiteye sahip olduğunuzda ‘ coğrafyacı ‘ oluyorsunuz. Bu da emek ve çaba gerektiriyor. Yıllar istiyor!
Astronom olmak da böyle bir şey!
Merak ediyorum doğrusu, Belçika’daki / Kanada’daki tarih bölümü mezunu yapıyor mudur bunu?
*
Bu konuyu ‘’ Bizde her üç kişiden dördü şairdir.’’ diyen Aziz Nesin ile sosyal psikolog olarak nam salmış Prof. Nuri Bilgin’e ( Elif Şafak’ın babası ) sormak isterdim ama ne yazık ki ikisi de yoklar…
Başka bir konu…
Parayla soruları alıp da bir fakülteyi bitirenlerin bugün karşımıza profesör olarak çıkmaları nasıl bizlere güven vermiyorsa bölüm mezunu olması nedeniyle kendisini biyolog, sanat tarihçisi, fizikçi, vb. şeklinde tanıtanlar da güven vermediklerini anlamalılar.
Sokrates’in ‘ Kendini Tanı ‘ sözünü herkes evinin uygun bir köşesine asmalı bence…
