

(Gazete Karşıyaka’dan seçitiklerimiz)
RECAİ ŞEYHOĞLU
İnsanoğlu, rahatına / keyfine düşkün bir canlı. Rahatını kaçırmamak için doğru olanı söylemekte havuz problemine kafa yorarcasına düşünüyor da düşünüyor.
Doğru olanı her an, her durumda söylemek belli ki zor!
Düne kadar laik / anti laik çevrelerce sesine kulak verilen ve arada bir fanatik dinci çevrelere de ters düşen eğlenceli bir hoca, AKP’nin seçimleri kazanmasıyla birlikte içindekileri kustu ve dedi ki; ‘’ Bizler şeriatçıyız, demokrat değiliz! ‘’
Malum hocanın şeriat yanlısı olduğu zaten biliniyordu ama bunu apaçık söylemiyordu.
Anayasanın belli maddelerinden korktuğundan/ tırstığından…
Belli ki, AKP’nin yeniden iktidar olmasıyla endişeleri son bulmuş.
Aczmendilerin gündemde olduğu yıllarda otobüs durağında kapkara sakallı ve uzun saçlı birini görürdüm yıllar önce. Dinci çevrelere karşı operasyonlar başlayınca o adamı bir daha göremedim. Çok sayıda çember sakallı da o günlerde berberin yolunu tutmuş, kılık kıyafet değiştirmişti. Malum olduğu üzere Cumhuriyetin ilanıyla birlikte gerici çevreler sinmiş, inlerine çekilmişti yıllar önce.
14 Mayıs 1950’den sonra gün ışığına çıktılar. Cumhuriyet devrimlerinden verilen ödünlerle günden güne güçlendiler. Demirel, Türkeş, Erbakan, Kenan Evren, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller ile iyice palazlandılar ve AKP iktidarında da altın çağlarını yaşadılar.
Kravatlı mollalar, dışarıdan ülkemize kaçıp gelmiş her türlü gerici gruplara oy kullanma hakkı tanımanın yanı sıra Cumhuriyet ve Atatürk karşıtı parti ve her türden kümelerle işbirliğinde bir beis görmediler ve tarihe şaibeli bir seçim olarak geçecekse de bu seçimin galibi ilan edildiler.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni kaybettikleri günden bu yana yaşadıkları öfke ikliminin nedenleri, ezici çoğunluğun malumu…. O nedenin ne olduğunu o malum hocanın şu sözlerinde de görüyoruz: ‘’İstanbul’da önümüzde belediye işi var. Belediyede neler yapıldığı, ne zararlar ne zevaller ne kazanımların geri gittiği ortadadır.’’
Molla, dinci vakıflara yapılan ödemelerin kesilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyor olmalı bu sözleriyle…
Ekliyor: ‘’ Biz siyaset yapmıyoruz. Partizanlık yapmıyoruz. Allah için konuşuyoruz. Biz şeriatçıyız, demokrat değiliz.’’
Hep siyaset yapmadıklarını söylüyorlar nedense…
Menzil Dergâhı’nın ‘’ Hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili genel seçimlerinde Cumhur İttifakı’nı destekliyoruz.’’ sözleri siyaset olmuyor mu?
Tarikat ve cemaatların Cumhur İttifakı’na ve Erdoğan’a destek için sıraya girmeleri siyaset olmuyor mu?
Siyasetin içine gömülüp siyaset yapmadıklarını söylüyor olmak riyakarlık değil mi?
Mollaya en güzel yanıtı Bolu Belediye Başkanı verdi: ‘’ Şu sarıklı, cüppeli zibidinin paylaşımlarını Türkiye’de hiçbir savcı görmüyor mu? ’’
Sahi… Nerede Cumhuriyet savcıları?
Mustafa Kemal’in ‘’ Gerçekleri konuşmaktan korkmayınız.’’ sözü geliyor aklıma.
Şirazlı Sadi’nin ‘’ Bilip de susmak bilmeden konuşmak kadar kötüdür.’’ sözü geliyor aklıma.
Haksızlığa/ hukuksuzluğa karşı konuşulmadığı/ tepki gösterilmediği sürece düze çıkılmayacağını insanımız anlamalı artık. Başını kuma gömer gibi yaşamanın kurtuluş olmadığını/ olmayacağını bugüne kadar feylesoflar/ sosyologlar dile getirdi. Onlara kulak vermek gerekmiyor mu?
Komşumuz İran, 50 yıla yakın bir süredir yaşıyor bu acıyı ve kurtulmaya çalışıyor mollaların iktidarından. Her fırsatta da tepkilerini gösteriyorlar.
‘’ Acıyı duyuyorsan canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın! ‘’
İran’daki kadınların acısını/ feryadını duyabildiğimiz için iyi insanlar olduğumuzu düşünüyorum. İzmir’deki, Karşıyaka’daki İranlı kadınların eylemlerini bu nedenle alkışlıyorum.
Gelelim bugünkü güncel konuya…
Milli eğitim müdürlükleri ve müftülükler arasında imzalanan ‘’ Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi ‘ protokolüyle okullara ‘ Manevi danışman ‘ adıyla imam, müezzin, vaiz ve kuran kursu öğrencisi atandı.
Onca Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmenleri varken Pedagojik formasyonu olmayan müftülük personelinin öğrencilerle yüz yüze gelmeleri, bir öğretmen olarak içimi acıtıyor.
İmzalanan protokol; anayasa ve Milli Eğitim Temel Kanunu ile çelişmektedir.
Öğrenci velileri, okullara manevi danışman değil öğretmen gerekiyor diye düşünse de iktidar inadını sürdüreceğe benziyor.
‘ Manevi ‘ Dayatmaya Hayır !
