

OSMAN ÖZDEN
Kaz Dağları’ndan size kadar süzülen dünyanın sayılı verimli oksijenini içinize çektiğinizde beyniniz bu hoş koku ile birden rahatlıyorsa,
Küçücük dar yokuşlu yollarında gezerken her köşeyi döndüğünüzde önünüze bir öncekinden daha güzel bir taş ev çıkıyorsa,
Taş evlerin kapılarının ve cumbalarının önüne geçip “kapıyı ve cumbayı kaçırma ama beni de çek” diyerek fotoğraf çektiriyorsanız,
Yaygınlaşmış cafe kültürünün yanında hala tam bir Türk kahvecisinde oturup kahve ve yanında koruk suyu içiyorsanız,
Tostçular Çarşısında karışık tost yiyebiliyorsanız,
Antikacılarda keyifli vakitler geçirirken küçük mezatların yapıldığı sokak ortasında sizde mezata katılıp diğer katılanlar sizin ilk artışınızın üstüne başka artış yapmayarak istediğiniz şeyi size bırakıyorlarsa,
Yorulduğunuzda bir manav tezgâhının yanına oturup soluk almak istediğinizde manav size oradaki meyvelerden ikram ediyorsa,
Zeytin Kolonyası alıp burnunuza çekip “ohhh missss” diyorsanız,
Zeytinyağcılar arasında dolaşırken her gittiğiniz dükkanda neredeyse karnınızı doyuracak kadar ekmek parçalarını zeytinyağlarına kürdanla batırıp yanında bir zeytin ile yiyorsanız,
Yakın gözlüğünüzü evde unutmuş çarşıya inmişseniz sokak gözlükçülerinden numaralı gözlük alıyorsanız,
Esnaf lokantalarında kuru üstü pilav yanında cacık yerken soğuk suyunuz halen çelik sürahiyle masanıza geliyorsa,
Deniz kenarındaki cafelerde otururken ekmek atarak balık beslediğinizde halen denizin tertemiz olduğunu düşünüyorsanız,
Sakızlı dondurmanın tadına doyamıyorsanız,
Gezi tekneleriyle günlük turdan dönüşte kıyıya varana kadar Türk Bayraklarını açıyor ve Marşlar söyleyerek, Atatürk’ü anıyorsanız,
30 Ağustoslarda yüzlerce kişi ile birlikte ana bulvar boyunca bandolar eşliğinde marşlarla, Gazilerle, gençlerle, folklor ekipleriyle yürüyüş yaptığınızda sesiniz kısık evinize dönüyorsanız,
Otoparkta aracınızı nereye bırakacağınızı görevliye sorduğunuzda yer gösteren görevli “Göm abi şuraya” diyorsa,
Her gittiğiniz balık restoranda değişik türden otlarla yapılmış hiç bilmediğiniz muhteşem tatlar keşfediyorsanız,
Midye Dolmacılar yediğiniz midye üstüne “bunlarda benden olsun” diye ikramda bulunuyorsa,
Sokaklarında dolaşırken evlerinin ön merdivenlerine oturmuş teyzelerin meraklı bakışlarına maruz kalıyorsanız,
Teyzelere selam verdiğinizde mutlak sizin hatırınızı soruyorlarsa,
Sokak kedilerinin ve köpeklerinin korkmadan başlarını okşayabiliyorsanız,
Ara sokaklarda gölgede oturup bademli muhallebi yiyebiliyorsanız,
Lor tatlısı, Lor kurabiyesi ve acı bademin iyisini yiyebildiğiniz yerler hala varsa,
Fırınlarından gelen sıcak simit kokuları sokakları kaplıyorsa,
Kendisine has birçok İl ve İlçenin adıyla anılan tulum peynirlerini tattıracağım size diyen dükkân sahipleri sizi tok tutabiliyorsa,
Yaz mevsiminin bir bölümünde bitmek bilmeyen bir “Eşek Rüzgârı” size bazen “yeter” dedirtiyorsa,
Mevsim yaz bile olsa geceleri en azından üzerinize bir çarşaf örtmeniz gerekiyorsa,
Lokmacılar hayır isteyenler adına sokaklarda bedava lokma dağıtıyorsa,
Evlerin pencere kenarlarında bulunan saksılardan aşağılara kadar sarkan rengârenk çiçekler varsa,
Hala kayaların tepesinde gördüğünüz ayak izinin “Şeytanın ayak izi” olduğuna inanıyorsanız,
Evet, siz AYVALIK’tasınız…
Osman Özden,
Ayvalıklıların tabiri ile “Yazlıkçı”
