DOLAR 46,4594 % -0.04
EURO 53,2764 % 0.06
STERLIN 61,3987 % 0.08
FRANG 57,7550 % -0.03
ALTIN 6.277,06 % -0,16
BITCOIN 62.811,99 -2.412

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

ŞANLI 1 MAYIS’ A DOĞRU…

Yayınlanma Tarihi : Google News
ŞANLI 1 MAYIS’ A DOĞRU…
Reklam

RECAİ ŞEYHOĞLU

1976, 1977 ve ’78 – 1 Mayıs’larını İstanbul’da yaşadım. Yaşadık.

Salihli İGD olarak 30 Nisan akşamında otobüslerle yola çıkar, şarkılarla/ türkülerle/ şiirlerle İstanbul’a ulaşırdıksabahın erken saatlerinde…

’ Yolumuz işçi sınıfının yoludur ‘ diyen savaşkan bir gençlik örgütüydük.

En güçlü şubelerden biriydik.

Akrep Mustafa, Mont Hasan, Marangoz Yüksel, Rafet, Sarı Reşat, İbrahim Demir, Semerci, Halit, Adil, Tanya, Aysun, Ateş Mustafa, kardeşlerim Ali Şiri ve Mehmet…

Benim sevgili arkadaşlarım, canım kardeşlerim!

Nasıl unuturum o heyecanlı günleri…

İbrahim Demir’in yeri bende bir başka…  Bilge bir arkadaştı o. Hepimizin sevip saydığı, aklına çok güvendiğimiz…

Dernekte olsun, TÖB-DER Lokalinde olsun o zevkli tartışmaları ve konuşmaları unutmak ne mümkün… Öğretmen olarak Mehmet ve Selahattin abilerimizi dinlemek, İbrahim’in kitap gibi konuşmalarına tanık olmak ayrı bir zevkti. Bilgili, ilgili, duyarlı gençlerdik…

Salihli, çok yetkin kadrolara sahipti.

Kolej yıllarımda sevdiğim, eğitim enstitüsü yıllarında da konuşmaktan haz aldığım kız arkadaşlarım olmuştu. Alsancak’ta Dotek Kitabevi’nde (1975 ) çalışırken de bir sevgilim vardı. Her sabah ben kitabevini açtıktan on dakika sonra gelir, bize 200 metre ilerideki işyerine gitmeden önce birlikte çayımızı içerdik. Nasıl da hoşlanırdık birbirimizden… İlişkimizi bilen BorisHristof, arada bir elime iki sinema bileti tutuşturur, ‘’ Ayten’le biz gidecektik ama  işimiz çıktı.’’ Der,  tebessümle karışık kaş göz ederdi bana. ‘’ Akşam sinemaya gidin.’’ Demenin  Borisçesiydi bu…

Ayten Fişek patroniçem, Boris Bey de onun eşiydi.

Salihli’de ise ne sevgilim vardı ne de herhangi bir samimi kız arkadaşım… Gereksinim duymuyordum buna. İGD yetiyordu bana.

Geriye dönüp baktığımda o yıllarımı çok özlüyorum. Pişmanlık duymadığım, çok mutlu olduğum yıllardı.

Dimitrovcu Gençliktik. Onun gibi olmak isteyen, onun kitaplarını okuyan…

Dimitrov, bende öyle iz bırakmış ki Sofya’ya gittiğimde hep onu aradım. Hep onu sordum, taksiciye/ öğretmene/ otelciye…

Her soruşturma geçirdiğimde, her mahkemeye çıktığımda gözümün önüne gelen tek kişiydi o.

Nasıl unutabilirim Leipzig Duruşmasını, nasıl unutabilirim onun Alman faşizmine karşı verdiği o yiğit karşı duruşu? Yaşam öyküsünü ve kitaplarını okumuş olmanın yanı sıra tiyatrosunu da izlediğim için  çok etkisinde kaldığım biriydiDimitrov.

Nazi Mahkemesinin yargıcını bile yıldırmış, Reichtag Parlamento binasının kundaklanmasının bir provokasyon olduğunu ortaya çıkarmış eşsiz bir siyaset,hukuk ve devlet adamı…

Salihli Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanıyorum. Yanılmıyorsam devlet memurunu ( lise müdür yardımcısı Poz Ahmet’i ) görevi başındayken hırpalamak mı darp etmek mi neydi…

Mahkeme Başkanı da Şadi Hekimoğlu… Salihli’de bir de namı vardı onun… Unuttum o namının ne olduğunu…

Dernekten de Veli arkadaşım mahkemeyi izlemekte. Özellikle istedim bunu.

Yargıcın sorusuna yanıt vermeden önce ‘’ Kağıt kalem verebilir misiniz?’’ demiştim.

 Poz Ahmet, ‘ Makamımda saldırdı, vurdu, koltuğumdan düşürdü…’ derken olayı çarpıtıyordu çünkü. Çok da mantık hatası yapmıştı. O konuştukça ben de notlar alıyordum. Savunma sırası bana geldiğinde elimdeki kağıda bakarak Poz Ahmet’in yalanlarını/ yanlışlarını sergilemiş, yargıcı da buna inandırmıştım.

Savcının bana nasıl da sempatiyle baktığını bir görecektiniz…

Yargıç, bir de Poz Ahmet’i yalanı nedeniyle  duruşma salonunda azarlamıştı üstelik…

Sonuç mu? Serbest bırakılmıştım.

Leipzig Duruşmasını okumuş, tiyatrosunu izlemiş, Dimitrov’uyutmuş ben, zaferle çıkmıştım mahkemeden…

Poz Ahmet’e mi yenileceğiz yani?

‘’ Yargıç Bey, sabahtan beri benim  boş yere zamanımı aldı, nezarete atılmama neden oldu.  Kendisi hakkında şikayetçiyim! ‘’demeyi de unutmadım mahkemeden çıkmak üzereyken…

Yargıcı da güldürmüş mü kızdırmış mıydım ne, bu sözlerimle.

‘’ Kaymakama şikayet et… ‘’ mi ne demişti yanılmıyorsam…

Mahkemeden hemen sonra da kaymakam beye çıktım.

                                                                                 *

İGD’li genç olmak çalışkan olmak/ okumak ve topluma yararlı olmak demekti benim için. Bir de  doğru olmak/ dürüst olmak demekti.

İstanbul’a giderken yaşadığımız coşku, ne anlatılır ne yazılır… Yaşanır ancak…

 İnancın, kararlılığın ve mücadelenin gençleriydik biz.

’77 – 1 Mayıs’ında  travma yaşamış olsak da bu bizi yılgınlığa sürüklemedi. Ertesi yıl, gene bir provokasyon olursa endişesine düşmeden gene yollardaydık. Bu kez Muğla İGD Bölge Temsilcisi olarak… Çünkü orada öğrenciydim.

Aradan yıllar geçti…

Bazen soran eden oluyor… ‘’ Unutamadığın, sende iz bırakan olaylar ve kişiler neler/ kimler? ‘’ diye…

İGD’li günlerim diyorum. 1 Mayıs 1977 diyorum…

‘’ ’77 – 1 Mayıs’ında İstanbul’daydım ‘’ demekten de müthiş bir haz duyuyorum.

Hatta mangalda kül bırakmaz gibi konuşan kimilerine hemen soruyorum: ‘’ 1 Mayıs 1977’de neredeydin? ‘’

Zaloğlu Rüstem gibi, Malkoçoğlu gibi esip gürleyenlere de…

Örgütlülüğün/ yürekliliğin  kıstası gibi geliyor bana. O 1 Mayıs!

Yazımın başında da dedim ya… 30 Nisan akşamı çıkıyorduk yola, diye…

Düşünüyorum da, nüfus cüzdanımda benim doğum tarihim şöyle : 30 Nisan 1954

Yani… Doğum günüm 30 Nisan !

Doğum günüm aklıma mı gelmiyordu, önemsemiyor muydum bildiğim yok doğrusu…

Bana 1 Mayıs’ın coşkusu ve İGD’m yetiyordu.

Doğum günü de neymiş?

Diye mi düşünüyordum kim bilir?

Emeğe, emekçiye, emeği kutsal bilenlere saygıyla !

Yaşasın 1 Mayıs İşçi Bayramı !

YORUM YAP