DOLAR 46,4594 % -0.04
EURO 53,2764 % 0.06
STERLIN 61,3987 % 0.08
FRANG 57,7550 % -0.03
ALTIN 6.277,06 % -0,16
BITCOIN 62.811,99 -2.412

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

NİHAT HOCA’YA SORULAR…

Yayınlanma Tarihi : Google News
NİHAT HOCA’YA SORULAR…
Reklam

RECAİ ŞEYHOĞLU

Çok dilli, çok bilgili İlber Ortaylı, ‘’ Montrö Boğazlar Sözleşmesi bize Lozan’da elde edemediğimiz haklar verdi. Lozan’da  Boğazların kontrolü tam bizim elimizde değildi.’’ Deyip duruyorken diplomalı ya da fakülte diploması olmayan siyasilerin Montrö konusunda ileri geri konuşmalarını anlamak ve yorumlamak zor. Ağzı olan  her kişi konuşmak zorunda değil aslında… Bilen konuşsun!

Bilinen/ güvenilen tarihçilere danışmak  ne güne duruyor?

Almanya’nın Düren kentinde bulunan 5 cami korona nedeniyle kapatılmış.

50 yıl sonra yalancı büyüklerin  torunları ‘’ Almanya’da camilerimizi kapattılar 2021’de…’’ derse şaşmam…

Cami deyince  malum siyasilerin yalanları geliyor çünkü aklıma…

Yakın tarihte bir gazeteci yazmıştı işin gerçeğini…

‘’ 1927 yılında, ülkenin din adamı ve cami ihtiyacını karşılamak üzere bir sayım yapılıyor. 14 bin 425 olan okul sayısının iki katı olmak üzere 28 bin 705 cami olduğu görülüyor. Bunun üzerine ihtiyaç fazlası ve harap durumda olan camiler sınıflandırılıyor. Cami ve mescitlerin sınıflandırılması hakkında nizamname çıkarılıyor. Buna dayanarak 1926-1960 yılları arasında  ihtiyaç fazlası 494 cami ile 722 mescid arsası satılıyor. Üstelik bu satışların hepsi CHP döneminde değil, bir bölümü de 1950’den sonra DP iktidarında yapılıyor.’’

 Gericilik tırmandıkça/ yalancılar cesarete geldikçe  başlıyor  vaveyla…

‘’ Camiler kapatıldı! ‘’

Camilerin depo yapıldığı yalanına gelince…

İkinci Paylaşım Savaşı’nın Almanya’nın Türkiye sınırına gelip dayandığı, Berlin’in Türkiye’ye saldırmasının beklendiği  günlerde Cumhurbaşkanı İnönü, Almanların bir savaş halinde camileri bombalamayacağını düşünerek İstanbul’daki saraylarda ve müzelerde bulunan padişah tahtını, Hz. Muhammed’in sancağı, kılıcı, hırka-i saadetini, Hz. Osman’ın kanlı Kuranı Kerim’ini, Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tahta iskeleyi bütünüyle 48 vagonda toplamış ve Alman uçaklarının menzili dışındaki Niğde’de üç camide koruma altına aldırmış, bunların çevresine de  süngülü nöbetçi koydurmuş.

Bu satırları okuyan her kişi bu gerçeği İlber Ortaylı gibi bir tarihçiden de öğrenebilir pekala… Allah’tan ki yaşıyor İlber Ortaylı…

Bu konuda üretilen yalanlar nedeniyle, yalan üreticisi olan kişilere de bunun hesabını sorabilirler…

Ramazan mübarek günde  yalan söyleyecek değiller herhalde…

Gel gör ki yalanlar bitmiyor bu coğrafyada… Ramazan da fayda etmiyor yalancılar için…

Nihat  Hatipoğlu’nun programlarını mı kastediyor bildiğim yok,  Karar gazetesi yazarı Bekir Fuat’ın bir sözü çok dikkat çekici:

‘’ Mesela sade Türkçeyle anlatılan hakiki bir dini programa rastlayamadım daha… ‘’

Medyatik ve afili kavramların dine bakışta hâkim hale geldiğini  söylüyor Sayın Fuat.

Serzeniş, ne Cumhuriyet’ten ne de  Birgün ‘den…

Bilindiği gibi Hoca Ahmet Yesevi,  geçimini  tahta kaşık yaparak sağlıyormuş.

Şimdikiler beş yıldızlı otellerde kızlarını evlendiriyor, otel işletiyor, patronluk yapıyorlar.

Sağ kafalı birinin, ‘’ Sağcı olanlar siyaset yapmayacak mı yani? ‘’  dediğini duyar gibiyim.

Gemileri olan bir delikanlının siyasetçi babasının ‘’ Benim oğlum ticaret yapmayacak mı yani? ‘’  demesi  gibi.

Tecâhül-i ârif diyorlar buna… Bilip de bilmezlikten gelme…

Fakirliğe, yoksulluğa övgüler düzer gibi nutuk atanların zenginleşme yolunda Boeing 727 hızıyla yükseliyor olması karşısında  konuşmayalım mı yani?

Sayın Bekir Fuat’a dönecek olursak…

Yıllardır her ramazan ayında çok sayıda kişi şunu yersem orucum bozulur mu, bunu içersem orucum bozulur mu diye sorup duruyor ya… Biraz daha sosyal olanlar ‘’ Yüzerken burnuma su kaçarsa? ‘’ nın yanıtını arıyor.

Ne hikmetse, yıllardır  orucu neyin bozup neyin bozmadığını bir türlü anlayamadı   bazıları.

Tabii ki büyük bir keyifle yanıt veriyor Nihat Hoca bu sorulara… Eline şeker verilmiş çocuk memnuniyetiyle…

Modernleştik ya… Bugünlerde sorular daha teknik gibi… Kredi çekip  hacca gitmekle ilgili sorular, bitcoinli sorular soruluyor. Çağın özelliklerine denk düşen sorular sorulduğunda hoca, bocalıyor. ‘’ Bana göre ‘’ demeye başlıyor… Çünkü bu konuda henüz ortak bir karar alınmış değil, din işleri yüksek kurulunca…

Bu tür soruları soran kardeşlerimize ‘’ Mantığınızı çalıştırsanıza kardeşim! ‘’  diyesim geliyor ama sesimi duyan  olmaz ki…

Yalanlara daha çok rağbet ediliyor.

Din konusunda birikimli  bir isim olan eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nun doğru değil dopdoğru olan sorusunun yanıtını aramak, aklına gelmiyor  nedense bizim sağcı cenahın. Anımsamış olalım eski başbakanın  ne dediğini:

‘’ Terörle mücadele defterleri açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz. Gelin  hafızanızı bir yoklayın. İleride Türkiye Cumhuriyeti tarihi yazıldığı zaman, eminim en kritik dönemlerden, birkaç aydan biri 7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki dönem olarak yazılacaktır.’’

24 Ağustos 2019’da söylemişti bunu. Biz kulak verdik, ürperdik, heyecanlandık, korktuk o sözlerden… O iki tarih arasında demek ki iktidar olanlar kudurtmuş terörü… O sözlerden anlaşılan bu!

Sağcı siyasetçiler bunun nedenini/ niçinini sorguladılar mı  dersiniz…

Sağ siyasete gönül veren  kardeşlerimiz bu sözlerin muhasebesini yaptılar mı acaba ?

Yapmadılarsa neden ?

İnanmıyorlarsa Ahmet Davutoğlu yaşıyor. Soramazlar mı?

Ben yardımcı olayım, Nihat Hatipoğlu’na  Sayın Davutoğlu’nun  sözleriyle ilgili pekala soru sorabilirler. ‘’ O kadar insanın kanına girildi. Caiz midir? ‘’ diye…

Kolay değil, 862 kişi yok edilmiş o kısa sürede.

Nihat Hoca, hem din alimi hem rektör hem  işadamı hem de televizyon programcısı… Ramazan günde yalan söyleyecek değil ya…

Gazeteler binlerce insanın yurtdışına aş için iş için kaçtığını yazıyorken, hatta  bazı belediyeler bu konuda insan kaçakçılığı yaptığı yolunda  iddialara maruz kalıyorken Sayın Başkanımız ne diyor?

‘’ … İnsanlarımız çoğu zaman tedavi için, üniversite eğitimi, iş aş bulmak için Avrupa’ya Amerika’ya gitmek zorunda kalırdı. Allah’a hamdolsun bugün bu tablo büyük oranda tersine döndü. Artık yabancılar Türkiye’ye  geldiklerinde bizim yollarımıza, köprülerimize, tünellerimize, havalimanlarımıza gıptayla bakıyor.’’

Sayın Başkanımıza Saygı Öztürk’ün  yazdığı şu sözleri birinin anımsatmasında yarar var: ‘’  Malatya’nın Yeşilyurt ilçesinde, belediye meclisi kararıyla yurtdışına gönderilenler, devleti tuşa getirdi.’’

İsmail Saymaz ile Saygı Öztürk, dernekler eliyle adam kaçırma sektörüne değinen yazılar yazdı. Cumhurbaşkanımız  da okusun bence… Eskiden tek tek kaçan vardı yurtdışına, şimdi örgütlü kaçışlar yaşanıyor. Hem de bazı belediyeler eliyle… O belediyelerin hangileri olduğunu da merak edenler araştırsınlar.

Tünellere köprülere gelince…

Bu konuda  müteahhitlere sağlanan kolaylıkların neler olduğunu,  o köprülerden geçenlerin ise  zarar gördüğünü, gerçeğin ne olduğunu, geçtiğimiz günlere de Karadeniz kıyılarındaki yolun göçtüğünü okumayan/ duymayan kalmadı. Kazanan,  Saray’ın hep o beş ayrıcalıklı müteahhiti…

Nelerin pahasına yollar, köprüler ve tüneller?

Bilmiyor muyuz?

İktidarın, halka hizmette mi bulunduğu  yoksa beş müteahhite iş çıkarma peşinde mi olduğunu düşünen anlar herhalde. Yolcu garantili köprüleri – tünelleri öğrendik.  İnsan merak ediyor, büyük büyük hastaneler yapılıyorken de hasta garantisi  verdiler mi acaba…

Bu kuşku  bile korkunç!

İktidar sahiplerinin paragöz oldukları ortada.

Özel okulu ve hastanesi olanların neden bakan yapıldığını  anlamakta sıkıntı çekmiyoruz.

Paranın ilahlaştığı bir dönemi yaşatıyor AKP bize…

Süleymaniye Camisi’nin bahçesine bir göz gezdirin… Otoparktan farksız.

Cami görevlileri orada, İbn-i Haldun Üniversitesi’ne ait bir merkez orada, kıdemli esnaflar orada…

Şurası kesin ki onlar göz yumuyor buna. Kimbilir ne imtiyazlar adına…

Bir başka konuşulmayan gerçek şu ki, otoparktan gelen paraları yemek tatlı olsa gerek…

İlber Ortaylı’ya bence bu konuda bir kez daha soru sormakta yarar var. Eminim, ‘’ Süleymaniye’de Bayram Sabahı’nı yazan şairin ülkesinin düştüğü durum ne hazin! ‘’ diyecektir size.

Nedense Nihat Hatipoğlu’na bunun caiz olup olmadığı sorulmuyor hiç.

Varsa da yoksa da, ‘’Neyi yersem orucum bozulur? ‘’

Haykırasım geliyorum bu zevata: ‘’ Haram yersen! ‘’

Nihat Hoca’ya  başka sorular da sormak gerek :

‘’ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ahmet Altan’ın tahliyesini istedi.  Sayın Altan salıverildi. Güzel! Aynı mahkeme Osman Kavala ile Selahattin Demirtaş’ın da tahliyesini istedi. Onlar niçin hapiste hocam, caiz midir? ‘’

Daha önce de Nazlı Ilıcak salıverilmişti. Cumhurbaşkanı’ndan merhamet dilediği için…

Ramazan ayı olur da Nihat Hoca’ya soru sorulmaz mı…

‘’ Hocam, İstanbul Sözleşmesi feshedildi. 4 haftada 27 kadın öldürüldü. Bunun sözleşmenin feshiyle ilgisi var mı sizce? ‘’

Ya da…

‘’ Şarkıcı  Serdar Ortaç’a sormuşlar: ‘’  İddia edildiği gibi maddi durumunuzu kurtarmak için mi iktidara yakın duruyorsunuz?’’ O da şu yanıtı vermiş: ‘’ Devlet olmazsa hiçbir şey olmaz. Ben devletçi bir adamım. Devletin başına Kemal Kılıçdaroğlu  da geçse yine savunurum. Tayyip Erdoğan varsa yine savunurum. Yarın başkası gelse onu da savunurum.

Kıbrıs’ta oynadığı kumarlarla  anılan  ve servetler kaybeden bu şarkıcının sözlerine ne buyuruyorsunuz hocam? ’’ diye sorsak da işin doğrusunu öğrensek mi acaba…

Ramazan mübarek günde demagoji yapacak değil herhalde…

 Geçen yıl Ramazan ayında yaşanan bir olayla ( siz provokasyon diyebilirsiniz ) ilgili İlahiyatçı  Cemil Kılıç’ın sorusu ise şöyle:

‘’ İzmir’de bir camiden  ‘ çav bella ‘  şarkısı yayını yapan  kişi saptanıp yakalanacak ve minarenin dibinde kendisine zorla ezan dinletilecekti. Mübarek Ramazan dolayısıyla aklıma geldi. Ne oldu o iş? ‘’

Nihat Hoca’ya neden sorulmaz bu soru? Tam da zamanı değil mi ?

Provokasyon, tezgah, yalan ve  insanları kandırmak ayıp ve günah değil mi?

Nihat Hoca’ya  sosyal konular/ dini ve vicdani konularla ilgili sorular çok… Karşı karşıya gelsem ben de şunu soracağım:

‘’ 2. Abdülhamit günlerinde vatan, Cumhuriyet, inkılap, burun, murat, istikbal, adalet, meşruiyet, seçim, ihtilal sözcükleri kullanmak yasaklanmıştı. Çünkü burun denilince o kocaman burnu,  seçim denince de  kaybedivereceği  iktidarı aklına geliyordu.

Bugün de ‘ 128 milyar nerede? ‘’nin afişlerini  asmaya  yasak var. Caiz midir muhterem hocam? ‘’

Keşke  Meral  Akşener de sorsa:

‘’  Halkımız aşı beklerken  iktidar, Libya’ya 150. Bin aşı gönderdi. Caiz midir hocam? ‘’

Ahmet Altan da sıcağı sıcağına sorar mı bilmem:

‘’  Konya / Çeltik’ten gece yola çıkan kuru soğan yüklü kamyonlar, Türk bayraklarıyla/ korna sesleriyle Viyana’yı  fethetmişçesine  İstanbul’a ulaştılar. Sanki cepheye mermi taşıyorlar… Komik olmuyor mu hocam?  Yapılan işi doğru buluyor musunuz? ‘’

Hoca, ne yanıt verir bilmem.

Ramazan mübarek günde yalan söyleyecek değil ya…

YORUM YAP