DOLAR 46,4466 % -0.02
EURO 53,2690 % 0.07
STERLIN 61,4704 % 0.25
FRANG 57,5982 % -0.25
ALTIN 6.233,89 % -0,85
BITCOIN 62.674,00 -2.873

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

TSK, MESUT YILMAZ’A MUHTIRA VERDİ! KİMİN HABERİ VAR?

Yayınlanma Tarihi : Google News
TSK, MESUT YILMAZ’A MUHTIRA VERDİ! KİMİN HABERİ VAR?
Reklam

EMRAH ŞİŞMAN

Türkiye’nin 1997 yılında yaşadığı 28 Şubat sürecinde cuntacı askerlerin karşısında esas duruşa geçenler, başbakanlığı devralır almaz darbecilere rest çeken Mesut Yılmaz’ı darbeci olmakla suçladı. Yılmaz’ın ve Anavatan Partisi’nin en önemli eksikliği, yaptıklarını topluma anlatamamasıydı. O dönemlerde ana akım medya darbecilerin, sağ görüşlü muhalif medya darbecilere ’emredersiniz’ diyenlerin yanında olduğu için, toplum gerçekleri öğrenemedi. Şimdi o gerçekleri yazma zamanı… Konu çok uzun, yüzlerce detay var. Ben şimdi sadece bir konuya değineceğim. Diğerlerini imkan oldukça peyderpey yazacağım.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun hemen ardından çıkardığı kanunlarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasete karışmasını yasakladı. Ölüm döşeğindeyken, kendi yerine, Başbakan İsmet Inönü’nün değil, Fevzi Çakmak’ın cumhurbaşkanı seçilmesini vasiyet etti. Bu vasiyet tutulmadı. 10 Kasım 1938’de Atatürk vefat etti, 11 Kasım’da İnönü cumhurbaşkanı seçildi. Türkiye, 1945 yılında bir pazar olarak tüm dünyaya açıldı. 1946’da çok partili yaşama geçildi. 1950’de halk, CHP’yi iktidardan indirip yerine Demokrat Parti’yi getirdi. 1960’da darbe oldu. Memleketi artık TSK yönetiyordu. Bu darbe sadece TSK’nın yönetime el koyması, Menderes’in idamı ile sonuçlanmadı. Laiklik hastalığına yakalanmış aşırı solcu tipler, TSK’yı ve memleketi kontrol altına aldı. Yasalar değiştirildi, yeni anayasa yapıldı. 1971’de bu kez darbe olmadan TSK’nın verdiği mıhtıra ile yine hükümet düşürüldü. Yine anayasa yapıldı. Ve 1980’de yine darbe yapıldı. 3 yıl boyunca yönetim darbecilerin elinde kaldı. Sürecin sonunda darbeci yeni anayasa yapıldı, yeni kurumlar kuruldu, cuntacı Kenan Evren cumhurbaşkanı seçildi. Artık memleket dahilindeki önemli kararlar, TBMM’den ziyade, TSK, Anayasa Mahkemesi, HSYK, bir kısım medya ve bazı üniversitelerce alınacaktı. Kısacası buraları elinde tutan memleketi yönetirdi. Bu darbeden sonra göreve gelen her siyasetçi, bu gerçeğin bilinci ile hareket etti. 7 yıl Kenan Evran Cumhurbaşkanı, Turgut Özal başbakan olarak ülke yönetildi. Özal bu hakikatten aşırı rahatsızdı. Durumu tersine çevirmek istiyordu ancak mümkün değildi. Sonra Özal cumhurbaşkanı oldu. TSK’nın memleket üzerindeki mutlak hakimiyeti devam ediyordu. Çünkü memleketin yönetilmesi için aşırı önem arz eden kurumlar, TSK tarafından görevlendirilmiş, aşırı laiklik hastalığına yakalanmış, aşırı solcu ve sosyalistlerin elindeydi. 1991’de Özal cumhurbaşkanı, Demirel’in başbakanlığında memleket yönetimi devam etti. 1993’te Özal vefat edince Köşke Demirel çıktı. DYP’nin başına geçen Tansu Çiller başbakan oldu.

1995 seçimlerinde Refah Partisi yüzde 21 ile birinci, Anavatan Partisi yüzde 19 ile ikinci oldu. Demirel, hükümeti kurma görevini Refah Partisi Genel Başkanı Erbakan’a verdi. Erbakan hükümeti kurmakta zorlandı. Lakin son aşamada Refah Partisi ile Anavatan Partisi arasında görüsmeler hızlandı. Erbakan’ın başbakanlığında hükümetin kurulmasına karar verildi. Artık hükümet programı yazım aşamasına geçilecekti ki, devreye Doğru Yol Partisi Genel Başkanı, devrik başbakan Tansu Çiller girdi. Basın açıklaması yapıp Yılmaz’a seslenen Çiller, “Gel hükümeti biz kuralım, başbakan sen ol, bunlarla (Refah Partisi) hükümet kurup ülkeyi de kendink de ateşe atma” dedi. Anavatan Partisi’ne iktidar, Mesut Yılmaz’a başbakan olma fırsatı doğmuştu. Yılmaz teklifi kabul etti. Hükümet kuruldu. TBMM’de güven oyu aldı lakin 367 krizine benzer bir kriz yaşandı. Muhalefet, güven oylamasında TBMM’de bulunan vekillerin yarısından bir fazlasının oyunu almanın yeterli olmayacağını, toplam vekil sayısının yarısından bir fazlasının oyunun alınması gerektiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine gitti. Mahkeme, muhalefetin talebini haklı bularak hükümeti düşürdü. Mesut Yılmaz, artık Anayasa Mahkemesi tarafından indirilmiş devrik başbakandı…

Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini yine Refah lideri Erbakan’a verdi. Mesut Yılmaz, Erbakan ile hükümet kurmaya kalktığında, Yılmaz’a, “Memleketi ateşe atma” diye seslenen Çiller, çabucak gidip Erbakan ile hükümet kurdu. Artık Erbakan başbakandı. Mesut Yılmaz, cuntacıların elinde bulunan Anayasa Mahkemesi tarafından başbakanlıktan indirilmiş, Erbakan başbakan olmuştu. Erbakan başbakanlığında, TSK’nın memleket üzerindeki hakimiyetinin bilincindeydi. Bu karşın TSK’yı gerecek faaliyetlerden de uzak durmadı. Ne TSK’ya itiraz etti, ne de sağduyu ile hareket etti. TSK, Yüksek Askeri Şüra’nın olağanüstü toplanmasını istedi. Erbakan kabul etti. TSK, bu toplantıda Erbakan’ın önüne irtica nedeniyle ordudan atılacakların listesini koydu. Erbakan imzaladı. “Hoca yine imzaladı” diye haberler yapıldı. Bu sırada TSK, Milli Güvenlik Kurulunda tam aydır, irtica ile mücadelenin ana gündem olması için önerge veriyor, Cumhurbaşkanı Demirel bu talebin gündeme alınmasını her defasında erteliyordu. Bir Ramazan günü Erbakan, tarikat liderlerini başbakanlıktaki iftarda ağırladı. Davetliler arasında Fethullah Gülen’de vardı. Ancak Gülen iftira katılmadı. Bu iftar, TSK’nın artık Demirel’e karşı da harekete geçmesine neden oldu. Demirel, Karargaha davet edildi. Meşhur brifinglerin ilki burada Cumhurbaşkanı Demirel’e verildi. Demirel bu brifingin ardından, irtica ile mücadeleyi gündeme alarak MGK’nın ana konusu yaptı. Ve sonrasında gelişen olaylarda 28 Şubat günü, MGK’da Başbakan Erbakan’ın önüne bazı maddeler koyuldu. Erbakan naif ses tonu ile kısa bir itirazın ardından 28 Şubat kararlarını imzaladı. Sonunda da başbakanlıktan istifa etti. İstifa ederken hükümeti kurma görevinin DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’e verilmesini istedi. “Biz zaten hükümeti dönüşümlü başbakanlık modeli ile kurmuştuk. Ben görev süremi tamamladım. Sıra Sayın Çiller’de” dedi. Ancak Cumhurbaşkanı Demirel hükümeti kurma görevini Çiller’e değil, Yılmaz’a verdi.

Mesut Yılmaz, DYP’den istifa eden vekillerin kurduğu DTP’nin de desteği ile hükümeti kurdu. ANAP, DSP ve DTP hükümette yer aldı. CHP dışarıda kaldı ancak güven oylamasında evet dedi. Artık ANA-SOL-D hükümeti görevde, Mesut Yılmaz başbakandı. TSK’nın bir an evvel kışlasına dönmesi sağlanmalı, terör ile mücadele edilmeli ve ekonomi rayına oturtulmalıydı. Yılmaz, bu üç konuya da özel önem verdi. Ancak TSK’nın kışlaya girmeye niyeti yoktu. 1998 yılının Yüksek Askeri Şürası yaklaşırken yeni bir kriz ortaya çıktı. 28 Şubat sürecinin kudretli Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı ve kuvvet komutanları emekli olmak istemiyordu. Oysa hepsinin görev süreleri dolmuş ve 30 Ağustos’ta emekliye ayrılmaları gerekiyordu. Görev sürelerinin uzatılmasını talep ettiler. Başbakan Yılmaz buna yanaşmadı. Karadayı ve kuvvet komutanlarının görev sürelerinin uzatılması, Genelkurmay II. Başkanı Çevik Bir’in önünün açılmasına vesile olacaktı. Başbakan Yılmaz bunu da istemiyordu. Bu esnada Gürcistan’a resmi ziyaret düzenledi. Kendisini takip eden basın mensuplarını gece yarısı kaldığı otel odasına davet etti ve bombayı patlattı. “Çevik Bir Genelkurmay Başkanı olmak istiyor. TSK bu nedenle ülkeyi karıştırıyor. Karadayı ve kuvvet komutanlarının görev süreleri kesinlikle uzatılmayacak. Çevik Bir kıta görevine çıkmayacak” dedi. Haber Türkiye’ye ulaştığında ortalık karıştı. Sol ve sağ medya bir olup Yılmaz’a saldırıya geçti. Hemen hemen tüm medya Yılmaz’a hakaret ediyordu. Zaman ve Akit gazeteleri ile ana akım medyanın aşırı sol kalemleri, hakaret operasyonunun başını çekiyordu. Emin Çölaşan gibi yazarlar ağır yazılar kaleme alıyordu. Hakaret yazarlarına göre, Yılmaz Tiflis’te kafayı çekmiş, gazetecilerle sessiz film oynayarak bu beyanatı vermişti.

Başbakan Mesut Yılmaz, bu gelişmelerin ışığında Türkiye’ye döndü. Gözler iki noktaya çevrilmişti. Bir TSK’ya, birde Anavatan Partisi’nin grup toplantısına… Salı günü geldi, Anavatan Partisi grubu toplandı. Başbakan Mesut Yılmaz kürsüye çıktı. Toplum ve TSK geri adım bekliyordu ama Yılmaz daha da ileri gitti. Demokrasilerde orduların söz söyleyemeyeceğini bağırarak haykırdı. Ve TSK, tarihe ‘komutanlar bildirisi olarak geçen o meşhur mıhtırayı yayımladı. Mıhtıra çok ağırdı. Başbakan Yılmaz, TSK tarafından tehdit ediliyordu. Askere, “Kışlana dön” diyen Yılmaz’a asker tarafından mıhtara veriliyor, Erbakancılarda, solcularda Yılmaz’a sövüyordu. İşte bu yazıda anlatmak istediğim tam olarak budur. Bugün hemen hemen hiç kimse 28 Şubat’tan sonra TSK’yı dizginleyen kişinin Mesut Yılmaz olduğunu ve TSK’nın Yılmaz’a mıhtıra verdiğini bilmez. Bugün Genelkurmay Başkanı olan Yaşar Güler, zamanında Cumhurbaşkanı Gül’ün eşi ile tokalaşmadığında ayağa kalkanlar, TSK’nın tüm üst düzey komutanlarının Yılmaz’a verdiği mıhtıradan haberdar bile değildir. Ve dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, o mıhtıraya rağmen 28 Şubat’ı gerçekleştiren Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını emekli etmiştir. Bugün 28 Şubat mağduru olduğunu anlatanlar, bu nedenle ilk olarak Yılmaz’a teşekkür etmelidir. Konu Mesut Yılmaz olunca sağcı ve solcu yazarlar hep bir olmuştur. Yılmaz, bu ülkede hakkı yenilmiş, yaptıkları görülmemiş, değişik güçler tarafından toplumun tüm kesimlerine öcü olarak gösterilmek istenmiş bir siyasetçidir. Bugün darbe karşıtlığı yapanlar, o gün koca mıhtırayı görmezden gelmiştir.

Değerli dostlar; bu yazıyı kaleme alırken amacım kimseyi rencide etmek değildir. Ben rahmetli Erbakan’ı da, rahmetli Yılmaz’ı da rahmet ve minnetle anıyorum. Burada amacım Mesut Yılmaz ve Anavatan camiasına yapılan haksızlıkları anlatmaktır. Yazıma ta Atatürk döneminden başladım. Çünkü devletin nasıl laiklik hastalığına yakalanmış askerlerin kontrolüne girdiğini göstermek istedim. 2021’in şartları ile 1997’yi yorumlamak olmaz. Yorumlayan yanlış sonuca varır. Keşke o 28 Şubat süreci hiç yaşanmasaydı. Lakin herkes şunu kafasına soksun ki, o sürecin yaşanmasının nedeni ANAP değildir. O süreci yaşatanlara karşı dik duran partidir ANAP. Askeri kışlaya sokan, memleketi normalleştiren başbakandır Mesut Yılmaz. Zaten Mesut Yılmaz memleket için doğruları yapmamış olsa, hem sağcı hemde solcuların saldırısına uğramazdı…

Şimdilik kalın sağlıcakla…

YAKINDA: APO’YU MESUT YILMAZ YAKALATTI. 99 SEÇİMLERİNDE ANAP’IN BİRİNCİ PARTİ OLMASI NASIL ENGELLENDİ?

YORUM YAP