DOLAR 46,4472 % -0.04
EURO 53,1984 % -0.07
STERLIN 61,3058 % -0.05
FRANG 57,5912 % -0.29
ALTIN 6.216,77 % -1,12
BITCOIN 62.749,69 -2.487

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

OKUMAK – YAZMAK

Yayınlanma Tarihi : Google News
OKUMAK – YAZMAK
Reklam

RECAİ ŞEYHOĞLU

Henry Ford, otomobil yapma düşüncesini bir Fransız yazarın makalesinden almış.

Ampulü  icat eden Edison, kitap okumak için gecesini gündüzüne katmış. Uçağı icat eden Wright Kardeşler, bu fikri bir kitaptan esinlenerek ortaya atmışlar. Elektriğin dehası Faraday, okuduğu kitaplardan esinlenerek elektriği bulmuş. Walt Disney, ünlülerin yaşam öykülerini okuyarak, onlardan esinlenmiş. Charles Dickens da…

Jack London, sokakta bulduğu bir kitaptan etkilenerek yazarlık serüvenine başlamış. Maksim  Gorki, fırında çırak olarak çalıştığı yıllarda Tolstoy’un bir  öyküsünden esinlenmiş. Telefonu icat eden  Alexander Graham Bell, Alman yazar Helmholtz’un ‘ ses ‘ hakkında yazdığı bir eserden esinlenmiş.

Muzaffer  İzgü, çocukluğunda ısınmak için girdiği bir kütüphanede tanışmış kitaplarla.

                                                               *

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…

Tokat’ın Erbaa’sındaki  müftünün, aşı ve CHP ile ilgili sözleri ile Cumhurbaşkanının, kayyım rektöre karşı protesto gösterisi yapan öğrencilerle ilgili olarak CHP  İstanbul İl Başkanını elinde hiçbir mahkeme kararı olmadan  DHKP-C Militanı olarak suçlayıcı konuşmasını bir araya getirince her ikisinin yaşamları boyunca ne kadar roman ve şiir okuduğunu düşünüyor insan ister istemez. Çünkü bu sözlerde  bir olgunluk yok.

Nedenine gelince…

Okumak insana olgunluk verir.

Sahte diplomayla üniversiteye kayıt yaptırmış bir pehlivanın,  gerçek ortaya çıkmış olmasına karşın hâlâ diretiyor olması, seçimlerde hile olmamasına karşın Trump’ın ortalığı velveleye vermesi ve abuk sabuk konuşması gibi hamlıkların altında ne var derseniz, bu soruyu ‘ kitapsızlık ‘ diye yanıtlarım.

Hitler’in, Mussolini’nin, Franko’nun, Salazar’ın, Kenan Evren ve  benzerlerinin konuşmalarında hep kitapsızlığın izini bulurum.

Ürpertim de bundan !

Dünyayı yıllarca  Pinochet ve Sukarno benzeri kitapsızlar yönetmiş hep.

Diplomasızların, okumamışların elinde kalmış gezegenimizin dört bir yanı…

                                                        *

  Saray’a yakın / trilyonlarca vergi borcu silinen  bir müteahhitin ” Milletin a….. koyacağız.”  sözünün altında ne var derseniz…

Terbiyesizlik!

O müteahhit, hangi şairimizi/ hangi yazarımızı ya da hangi ressamımızı tanıyordur merak ediyorum. Aslında merak ettiğim de yok. İncelik nedir bilmeyen bir  para delisi… Okusa, incelecekti zaten…

Bir şiir oku deseniz, ne okur merak ediyorum.

Evrim teorisi ne deseniz komşusu Evrim Hanımın bahçesindeki kameriyenin güzelliğini anlatacaktır eminim.

 İmamın ve Cumhurbaşkanının konuşmaları, yaşamları boyunca felsefeyle / tarihle ilgili konularda  Fransız kaldıklarının göstergesi. 

Onca danışmana karşın Cumhurbaşkanı, tarihimizle ilgili konularda  hep yanılıyor. Tarihimizle ilgili söylediklerini tarihçiler düzelte düzelte yorulur oldular.

Sadece Necip Fazıl şiirleriyle olmuyor demek ki…

Şiir coğrafyamızın öznelerini okumuş olsalar biraz esprili/ nükteci olacaklar.

Felsefe okumuş olsalar derinleşecekler.

Tarih okumuş olsalar bilgili olacaklar.

Matematik okumuş olsalar, daha dikkatli olacaklar.

Neden derseniz?

Çünkü okunan kitaplar insanın benliğine işler.

Dostoyevski, çok çok okuduğu için çok çok büyük bir yazar olmadı mı?

Ömrünün son günlerini ailesine ve yakınlarına  üzüntü vererek yaşayan/ yaşatan darbeci Kenan Evren’in ” Asmayalım da besleyelim mi? ” sözünde  bir matematik/ bir şiirsellik ya da bir tarihsellik var mı hiç?

 Ya idam sehpasında ” Kahrolsun  Amerikan emperyalizmi! ” diye haykıran mangal yüreklide?

Tarih var, matematik var, edebiyat var, felsefe var dediğinizi duyar gibiyim.

Yanılmıyorsunuz! 

Tarih okuyan, şiir okuyan, felsefeyi bilen  biri olunca insanın konuşması da güzelleşiyor. İdam sehpasında bile bilimin izlerini sürdürüyor.

Hamaset yapmayan, maval okumayan biriydi o koca yürekli genç adam.

Ders alınacak biri…

Arkasında  okunmuş şiir kitapları ve romanlar bırakmış biri…

                                                            *

Yazmak daha başka…

Güzel yazmak bir sanat. Yetenek ve çok çalışmak isteyen bir konu… Daha çok derken, okumak, okumak, okumak… demek istediğimi seziyor olmalısınız.

 Yazmak; öncelikle birikim, sabır, gözlem,  titizlik, istiyor.

Örneklerimiz çok bu konuda…

Orhan Kemal, Yaşar Kemal,  Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Bekir Yıldız ve onlarcası…

Herkes okuyabilir ama okuyan herkes yazar olabilir mi?

Çok okuyan arkadaşlarım var ama yazmak için hiçbir çabaları yok. Ya canları istemiyor, ya üşeniyorlar, ya da yazmanın sorumluluğundan kaçıyorlar.

Yazmak, bir şeyleri göze de almak demek çünkü… Bu, herkeste olmaz!

Ancak… Şunu da belirtmek gerek, yazmıyor diye de kimsenin birilerini yargılama hakkı yok!

Çok iyi okur olup da yazmayanlara ben şaşarım. Ama kınamam!

Zamanı ve olanağı varken okumayanları ise garipsiyorum.

Sonuçta… Kimisi uykum gelsin diye okur, kimisi hayatı sorgulamak ve değiştirmek  için kimileri de bilgili görünmek için…

Sorumluluk gerektiren koltuklarda oturanların ise belli konularda bilgili olmasını bekleriz.

Bir üniversite hocasının karşısındaki doçent olmuş bayana ağza alınmayacak galiz küfürler ettiğine tanık oldum bir videoda. Pis pis küfretmesi bir yana, bir de ‘’ Biz senin nasıl doçent olduğunu biliyoruz.’’  diyordu.

Bir bildiği vardı sanki…

Hemen aklıma yıllar önce satılan sorular geliverdi. Soruları çalan Fetöcüler…

Bu konuda örgütlü hareket eden  Fetö yandaşları…

Küfreden ve karşısındaki bayanı aşağılayan rektör olduğu söylenen hoca,  o çalınan sorular nedeniyle mi bugünlere geldiler acaba diye düşünür oldum.

Çünkü  doçent olan bayan,‘’ Nasıl doçent olmuşum anlatın o halde? ‘’ demiyordu.

Üniversite mezunu olduğuna dair dört yıllık fakülte diploması bulunmayan Cumhurbaşkanımız, Başbakan Ecevit’e ‘’ Zavallı, yaşlı, fiziken çökmüş, bitmiş, bakın her tarafı kırılıp dökülmeye başladı.’’  demişti.

Süleyman Demirel’e ‘’ Otur da bey zannetsinler.’’, Hüsamettin Cindoruk’a ‘’ Ulan kendine gel, terbiyesiz, beyni sulanmış, be ahmak! ‘’, Deniz Baykal’a ‘’ Virüs,  düzeysiz, çirkin, dönek, ahlaksız, çamur… ‘’ , Kemal Kılıçdaroğlu’na  ‘’ Cibilliyetsiz, yüz karası, bahtsız bedevi, DHKP-C  Avukatı… terbiyesiz herif ‘’, Devlet Bahçeli’ye de ‘’ Vampir, kan  emici, kafatasçı, şehit sömürücüsü, eşkıya, adi, alçak, çirkin, bostan korkuluğu, özürlü, çakal, zehirli dil, aile nedir bilmez… ‘’ dedi. ( Yılmaz Özdil- Sözcü/ 13.01. 2021)

Selahattin Demirtaş’a, Meral Akşener’e, Temel Karamollaoğlu’na, Mansur Yavaş’a, Ekrem İmamoğlu’na da ‘’ Vampir, ceberrut, ateist, seviyesiz, çapsız, bu kadın şirazesinden çıkmış, zavallı, sahte senet cambazı, vergi kaçakçısı, Sisi ‘’  demişti.

Dünyanın neresinde hangi Cumhurbaşkanı böyle konuşur, araştırmak- öğrenmek gerekir bence.

Söylediklerine kimileri he deyip geçmiştir ama  o sıfatları yakıştırdığı  Devlet Bahçeli’yle bugün iç içe olmasına ya ne denir?

Demek ki konuşurken sonraki günleri de düşünmek gerek.

Satranç oyuncusu, bir sonraki hamlenin hesabını yaparak oynar.

Cumhurbaşkanımız satrancı bilmiyor.

Necip Fazıl ve yurtsever Mehmet Akif Ersoy’un şiirleri dışında da şiir bilmiyor. Tarihi gerçeklikler konusunda hep yanlış yapıyor. Sosyoloji konusunda da hepten yetersiz…

Hiç özlemiyordum Demirel’i, Ecevit’i…

Şimdi, her ikisini de  saygıyla, özlemle anıyorum.

YORUM YAP