DOLAR 46,4472 % -0.04
EURO 53,1984 % -0.07
STERLIN 61,3058 % -0.05
FRANG 57,5912 % -0.29
ALTIN 6.216,77 % -1,12
BITCOIN 62.749,69 -2.487

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

KANKALARIN ÖFKESİ…

Yayınlanma Tarihi : Google News
KANKALARIN ÖFKESİ…
Reklam

RECAİ ŞEYHOĞLU

Eşi, Arap Dili Ve Edebiyatını kazanıp da başörtüsünden ötürü üniversiteye alınmadığında Abdullah Gül, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne  şikâyet etmişti.

Aynı Abdullah Gül, cumhuriyetin bekası/ ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü/ toplumun huzuru gibi konularda başarı ve yararlık gösterenlere verilen Devlet Şeref Madalyasını Cumhurbaşkanlığı döneminde Suudi Kral Abdullah Bin Abdülaziz El Suud’a vermişti.

Bir ara Cidde’de İslam Kalkınma Bankası’nda ekonomist olarak çalışan Abdullah Gül’ün bu jesti belli ki Suudi Kralı da çok mutlu etmişti o günlerde.

Recep Tayyip Erdoğan’ın Rize/ Güneysu Askerlik Şubesine kayıtlı oğlu Ahmet Burak Erdoğan, ‘ Testis kanseri ‘  tanısı nedeniyle 2000 yılında Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nden verilen raporla çürüğe ayrılmıştı.

Çürük Erdoğan, bir yıl sonra da evlenmişti. Evlendiği kız, çürüklüğünden haberdar mıydı acaba?

Ya da evlendiği çürük gencin, 1998’de spor otomobiliyle şarkıcı Sevim Tanürek’in ölümüne sebebiyet veren genç olduğundan haberdar mıydı  acaba?

Kaza sonrası apar topar çürük Erdoğan’ın İngiltere’ye dil kursuna gönderildiğini kimler biliyordu acaba?

                                                                          *

Unutmamak lâzım, unutturmamak gerek bazı konuları…

Kurtuluş Savaşı yıllarında  kendiülkesi halkının yanında değil de başkalarının yanında yer alanların kimler olduğunu unutturmamak gerek örneğin. Bugünleri daha doğru anlayabilmak için…

Kanlı Pazar 1969, 1 Mayıs  1977’yi unutmamak gerek.

İdam sehpasındayken yüreğinin sesiyle  son sözlerini haykıran kahramanların sözlerini de…

Unutmamak, unutturmamak  gerek…

İdam sehpasına sünepe sünepe  gideni değil de  idam sehpasını er meydanına çeviren yiğitleri unutturmamak gerek.

                                                                          *

Son günlerde konuşulanlar, birbirlerini teşhir eden siyasetçiler bana yukarıdaki  konuları anımsattı.

Vakti zamanında  neler yaptıklarına tanık olduğumuz, kınadığımız siyasilerin bugünkü konuşmaları bana bu kişilerin çok unutkan olduklarını düşündürür oldu.

Halktan tasarruf yapmalarını isteyen bir Başkanın karısının 50 bin dolarlık çanta taşıyor olması ‘ tasarruf’ sözcüğünün anlamını sorgulama zorunluluğu doğurmuyor mu  sizce?

Bu konuda söz söyleyebilmenin yolu, geçmişte yapılan konuşmaları unutmamaktan geçiyor.

Bir ara ortak çalışıyordu  Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Mehmet Şimşek, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan.

Şimdi birbirleri aleyhinde konuşmaktalar. Hem de  ağırsuçlamalarda bulunarak.

Bir bildikleri var ki konuşmaktalar. O bilinenleri bilmeyenler ise  sadece bizleriz. Çünkü aklımız ermiyor öylesi dolambaçlı işlere. O işler, uzmanlık  istiyor çünkü…

 İyi ki de konuşuyorlar. Muhalefetin ‘ ana’ sı olan parti ve lideri bence teşekkür etmeli bu çok konuşanlara.

Görünen o ki beceriksiz  ‘ana ‘ muhalefetin yapamadığını eski kankalar yapacak.

Dolandırıcılık, yolsuzluk ve hırsızlıkla ilgili iddialar/ sataşmalar ve  teşhirler iktidarın sonunu getirecek gibi.

Keşke bir desiyasal  önderlik sorunumuz çözülebilmiş olsaydı.

Herkesin güvendiği, kabul görmüş bir liderlik, dünden çok daha fazla  önem kazanmışa benzemiyor mu?

Herkesin, adı geçen  bu siyasilerin birbirlerine olan  öfkelerini iyi anlaması gerek. Dünün düşünce  ortağı olan bu kişiler şimdi birbirlerini yerden yere  vurmakta. Hem de dolandırıcılık ve  kaynağı belli olmayan servet iddialarıyla.

Kim kimi dolandırmıştır bilelim. Hangi siyasinin nerde ne kadar serveti bulunduğunu bilelim. Kimin terör olaylarını başlattığını ve hızlandırdığını anlayalım.Davutoğlu  hazretlerinin iddiaları yenir yutulur gibi değil zira… Birileri, iktidar uğruna teröre ivme kazandırmış. İktidar uğruna terörü azdırmış.

Bunlar çok önemli iddialar…

İddia sahipleri  degeçmişin ve bugünün  bir numaralı siyasi aktörleri. Yalan söyleyecekleri yok herhalde…

İddialar doğruysa cumhuriyetin savcıları harekete geçmeli. Değilse iftiracılar cezalandırılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, seçilmişlerine ve atanmışlarına  kuşku ile  bakılmasının önüne geçilmelidir. Bunun yolu, hukukun aşındırılmamasından geçiyor. Yargıçlara ve savcılara olan güvenden geçiyor.

Muhafazakar kimliğiyle öne çıkan Konya’da, bir camide yaşanan hırsızlık olayı düşündürücüdür. Namaz kılmakta olan  imam Abdurrahman İlhan’ın odasına girip cep telefonunu çalan kişi yakalanmalı, kimliği açıklanmalıdır.

TBMM’nin,  milletvekillerine ait  1 milyon 635 bin liralık telefon faturası  ödemesi, THY ‘nin dış hatlar ekonomi sınıflarında alkol ikramıyla ilgili  aldığı yeni kararları düşündürücüdür.

Tank Palet Fabrikasını Katar’a satan zihniyetin rakı, votka ve cin ikramını kaldırma gerekçesi sorgulanmalıdır. Amacın tasarruf mu yoksa başka bir  neden mi olduğu açıklanmalıdır.

Bolu’da Hukuk Fakültesi Dekanlığına  veteriner hekimin atanması ne anlama gelmektedir, açıklanmalıdır.

İnsanın psikolojisini bozan bu iddiaların  toplumu çürüttüğünü, ülkeyi uçuruma sürüklediğini bilmem söylemeye gerek var mı ?

Sonuç olarak…

Başarılı sporcular alkışlanmalıdır. Şarkıyı sahnede güzel icra eden sanatçı alkışlanmalıdır. Derslerinde  başarılı olan çocuklarımız takdir edilmeli, alkışlanmalı, öpülmelidir. Mecliste kamunun  duygularına tercümanlık yapan her siyasi alkışlanmalıdır.

Kimin ne  zaman ne götürdüğü(!) konusunda bizleri bilgilendiren kankalar da…

Hem de avuçlarımız kızarana kadar…

YORUM YAP