

RECAİ ŞEYHOĞLU
— Ne kokusu anne?
— Ter kokusu ter !
Her ziyarete gittiğimde böyle diyordu annem. Evlendik evleneli…
Oysa benim bildiğim Gülhan, sürekli koltukaltı spreyi kullanıyordu.
Annem, gelinini sevmediğinden mi nedir hep bunu söylüyordu bana. Evet, biraz koltuk altı kokuyor ama annemin abarttığı kadar da değil. Doğrusu ben rahatsız olacak kadar da bulmuyorum eşimin terini. Dedim ya annemin takıntısı…
Annem, bakımlı bir kadın. Güzel bir kadın. Sokağa çıkınca çok insanın dönüp baktığı bir kadın. Doris Day, Mirelle Mathieu, Sophia Loren karışımı gibi. Bunu babam da biliyor abim de…
Abimin bu konuda kaç yıl önce çok kişiyle başının belaya girdiğini biliyoruz. Babam da evliliğinin ilk yıllarında çok sıkıntı yaşamış, hatta alt katlarında oturan noter Cevat Beyle apartman girişinde boğazlaşmışlar bile. Cevat Beyin anneme verdiği laubali selam nedeniyle…
Zamanla da alışıp gitmiş babam. Her bakanla kavga etmemek için köyde mi yaşasaydık oğlum, derdi arada bir abime. Benim için, abim için zor bir durumdu bu ama ne yapalım annem güzel, hem de çok alımlı bir kadındı. Bereket versin ki evliliklerimizle birlikte o frenlenemez tepkilerimizden biraz olsun kurtulduk. Düğünlerde, nişanlarda abimle öfke dolu gözlerle ona buna baktığımız ve sinirlenip zamansız kalkıp gittiğimiz de olmuyor değildi.
Biz alıştık ama eşlerimizle sorunlar yaşamaya başladık bu kez. ‘’ Koca kadına bu kadar makyaj yakışıyor mu yani? ‘’ diyen Tijen yengemle Gülhan’ın anneme olan eleştirilerinin altında gene annemin güzelliğinin yattığını bilmiyor değildik ama ‘’ Babam varken… ‘’ diye kestirip atmayı daha doğru buluyorduk. Abimle yalnız kaldığımızda da kıs kıs güldüğümüz oluyordu tabii.
Annem her şeyin bal gibi farkındaydı. Babam da… Biz bizeyken sorun yoktu ama bayramlarda annemlerin evi kalabalıkken fazla kalmamaya çalışıyorduk evde. Densiz komşularımızın ve apartman komşularının ağızlarına fren koyamıyorduk ki… ‘’ Maşşallah Süreyya Hanıma… genç kızlardan farksız hâlâ… ‘’ gibi densizlikler keyfimizi kaçırıyordu. Daha doğrusu eşlerimizin…
Zamanla milletin gözünün jandarması olmamamız gerektiğini, her söylenene aldırış etmememiz gerektiğini öğrendik ama yılları da eskittik tabii ki.
Bende bir başka değişikliğe de neden oldu hatta. Annemin güzelliğiyle gurur duyar oldum son yıllarda.
Emekliye ayrıldıktan sonra, banka müşterilerinden Turhan Bey anneme ‘’ Süreyya Hanım, halkla ilişkilerimiz için bizimle çalışın. Bankadan aldığınız maaş kadar ücret vereyim size.’’ deyince bu kez annem kentin en merkezi yerinde bulunan ‘ Artemis Beauty Center ‘ de çalışmaya başladı.
İşinden ve Turhan Beyden çok memnundu ama başka sorunlar çıktı.
Babama brüt, bizlere rexona tavsiye ettiğinde sorun çıkmıyordu. Yengemle Gülhan’a tesviye ettiği kremler, losyonlar ve parfümler konusunda problemler yaşamaya başladık. ‘’ Anne, müdahalede bulunma. Bırak istediklerini alınlar, kullansınlar. ‘’ desek de anlaşamıyorduk bir türlü.
‘’ Oğlum, ben köydeki Meryem miyim de dinlemiyorsunuz siz beni? ‘’ diyordu.
Hergün kozmetik dünyası ile iç içe yaşayan annemin önerileri ya da tavsiyeleri biliyorduk ki yanlış değildi. Annemin hesap edemediği, öneride bulunduğu kadınların gelinleri olduğu/ kendisinin de kayınvalide olduğunu hesap edememesiydi.
Eşimi çok benimsemediğinin farkındayım. Tijen yengemi sanki biraz daha fazla seviyor. Bunu hissediyorum ama ‘’ Gülhan’ı da sev anne’’ diyemiyorum ki…
Gülhan bunu anlamıyor mu sanki…
Bizim oğlumuz, abimin kızı bayılıyorlar babaannelerine. ‘’ Babaannem gibi güzel babaanne yok! ‘’ dediklerinde çocuklar ne bizim ne de annelerinin psikolojilerini düşünüyorlar. Daha doğrusu hesabını yapamıyorlar bu konuşmalarının. Bu da ayrı bir sorun. Ama onlara bir fatura çıkmıyor bu tür konuşmaları için…
‘’ Babaanneniz işi gereği çok şık çocuklar. ‘’ demiştik bir gün. Hep birlikte gittiğimiz balık restoranda. O gece annem aldığı primi kutlayalım istemişti.
Bizim oğlanın ‘’ Ama babaannem bizim bildiğimiz hep şık ve güzel! ‘’ demesi, babaannesinin onu kucaklaması balığı burnumuzdan getirdi.
Abdülhamit; ‘ burun’ ve ‘ özgürlük ‘ sözcüklerini yasaklamış ya…
Oğluma ve yeğenime hep birlikte olduğumuz günlerde hangi konulara burunlarını sokmamaları gerektiğini uzun uzun anlatmak zorunda kaldım o balık faslından sonraki hafta sonunda.
Balık Restorandan on gün kadar sonra Gülhan’ın doğum günüydü. Üçümüz önce bir sinemaya gittik. Çıkışta da sahildeki pastaneye… Geçen yıl çok sevdiği taşlı yüzüğü almıştım. Bu yıl anlaşmamız üzerine daha hesaplı bir armağan alacaktım ona. Canım karıcığım, kıyamıyordu üst üste pahalı bir armağan almama. Onu bu özelliği nedeniyle de çok seviyordum. Sonuçta iki çalışandık. İki maaşlı insandık.
Çantamdan ambalajlı paketi çıkardım. Oğlumuz biliyordu içinde ne olduğunu. Onunla birlikte almıştık çünkü. Babaannesine danışmış, piyasanın en kalitelisi diyebileceğim bir parfümle losyon almıştık.
‘’ Bakalım bizim büyük Yaren ile küçük Yaren ne verecekler bana? ‘’ deyip heyecanla ambalajı açtı Gülhan.
Aradan beş ay geçti. Hâlâ konuşmuyoruz Gülhan ile.
