

RECAİ ŞEYHOĞLU
Öğrendikçe mutlu olurdum. Yıllar bana iyi gelmedi galiba… Şimdi de öğrendikçe mutsuzum.
İnsanları Namaza davet eden Ezan, meğerse neymiş…
Mısır Firavunu Akhenaton’un ( Amenofis) yazdığı bir şiirin ilk bölümünün tamamen aynısı değil miymiş…
Sözler aynen şöyle : Tanrı uludur, birdir, tektir. Ondan başkası yoktur. O bir tanedir. O’dur her varlığı yaratan…. ”
Arkası da bu şekilde devam edip gidiyor.
İlk ezanı Habeşli köle Bilal’in okuduğunu hepimiz biliriz. Bilal-i Habeşi’nin önceki inancının Musevilik olduğunu bilmezdik ama…
O dönemdeki diğer Tektanrılı Dinler , dua ve ibadetlerini ‘ âmen ‘ sözü ile bitiriyorlar. Amenofis’in kısaltması ne biliyor musunuz ? Amen !
Yahudi düşmanlığı neyin nesi, bunu anlamak- açıklamak kolay olmasa gerek…
Geçelim…
Vatandaşa kemer sıkmanın dayatıldığı şu günlerde, devletin katrilyonluk uçak almasına ne dersiniz bildiğim yok ama savurganlığın had safhada olduğunu hergün gazetelerden öğreniyoruz, öğreniyoruz.
Cumhurbaşkanlığı bütçesinin yüzde 233 arttırıldığını duymuşsunuzdur mutlaka. İşçi, memur maaşları artışının ne kadar komik olduğunu da…
Gelelim bir başka astronomik artışa… Milli Eğitim, kültür bakanlıkları falan düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Diyanet’in bütçesi 2019 yılı için 7,7 milyar liradan 10,5 milyar liraya çıkarıldı. Yüzde 34 artış ile.
Mit Başkanlığı yüzde 7,6, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı yüzde 56,6, Enerji Bakanlığı yüzde 14,3 oranında azaltılırken Kültür Bakanlığı bütçesi yüzde 4,2, arttırıldı. Öte yandan Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanlığı Bütçesi ise yüzde 56 oranında azaltıldı.
Diyanet’inki yüzde 34,3 arttılırken Bilimin/ sanayinin bütçesi yüzde 56 oranında azaltılıyor.
Aynı günlerde Bilgi Teknolojileri Ve İletişim Kurulu, Başbakanlık genelgesine aykırı olarak 5 milyon 378 bin liraya lüks ve yabancı marka araçlar alıyor. Cumhurbaşkanının ‘ milli duruş’ tan sık sık söz ettiği günlerde…
Bu arada Cumhurbaşkanı mı ne yapıyor ?
İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü için olmadık iftiralarda bulunuyor. O İsmet İnönü ki, bu ülkenin bağımsızlığı/ özgürlüğü için Mustafa Kemal ile cephelerde savaşmış ikinci adamı…
O İsmet İnönü ki, bu ülkede Başbakanlık yapmıştır. Cumhurbaşkanlığı yapmıştır. O İsmet İnönü ki çok iyi bir satranç oyuncusudur. Fransızca, İngilizce ve Almanca bilen bir Osmanlı Paşasıdır. Günde beş vakit vakit namaz kılan, viyolonsel çalan, felsefe okuyan, opera meraklısı, karısına evlilik hediyesi olarak piyano almış bir askerdir. Cumhurbaşkanlığı Köşküne fizik deneyleri için laboratuvar kurmuş, fizik seminerlerine katılmış bir bilim yanlısı yöneticidir. Gogol ve Goethe’nin tüm eserlerini okuduğu söylenir.
İsmet İnönü’ye dil uzatan şimdiki Cumhurbaşkanının üniversite diploması bile yok. Oysa Cumhurbaşkanı olabilmek için o diploma şarttır. Opera ve baleyi bilmez, kitap okumaz, tiyatroya gitmez, konsere gitmez,, felsefe bilmez.
Bugün söylediğini sonraki günlerde yadsıyan, ne dediğini bilmez derecede unutan birinin İsmet İnönü’ye hakaretamiz sözler sarfetmesinin altında neler var doğrusu merak etmiyorum.
Çünkü aralarında Everest’in yüksekliği kadar fark var. Birisi, çocuklarına devlete kapılanma gibi olanaklar sağlamazken diğeri damadını Bakan, kızını Danışman, yandaşlarını devletin yüksek mevkilerinde koltuk sahibi yapacak kadar nepotik biri. Uzaktan yakından bir benzerlikleri yok. İnönü, kıskanılacak bir asaleti sergiliyor görev yaptığı yıllarda. Çocukları, plazalar, gemiler sahibi olacak haa ! Mümkünü yok. İnönü’nün de oğullarını da o taraklarda bezi yok.
Ne de olsa okumuş biri…
Altına, sayısı belirsiz uçak ve araç çekecek görgüsüzlüğü olmayan biri… Elalemin ülkesinde banka hesabı, gayri menkulleri olan biri de değil.
Bu ülkenin kurulmasında harcı olan biri. Halkının parasıyla saraylar yaptırmış görgüsüzlüğü olmayan biri… Özgeçmişinde ne şaibe var ne de kirli bir sayfa…
Bir de psikiyatr ya da psikoloğa ihtiyaç duymayacak kadar sağlıklı yaşamış biri.
Oğulları ve torunlarının tümü Türkiye doğumlu. Doğum için Amerika’da Amerikan hastanelerinin yolunu tutmuş ne kızı ne de gelini olmuş örneğin. Her şeyiyle milli duruşu olan bir yurtsever !
Dünyanın dörtte üçünü gezecek kadar coğrafi bilgisi ve merakı olmayan biri. İşte bu yanıyla eleştirilebilir. Uçanadam olamadı şimdiki gibi. Çünkü , ülkesinin paraya ihtiyacı vardı. Kalkınmak için tasarrufun gerektiği günlerde devlet başkanlığı yaptı o. Öncelik, halkınındı. Bu nedenle Afrika, Amerika turları yapamadı.
Kadın cinayetleri yoktu onun döneminde. Çocuğa tecavüz, katliamlar, terör, yolsuzluk gibi konularla tanıştırmadı halkını. Kepenk kapatan değil, kepenk açanların, fabrikaların kurulduğu günlerin başkanıydı o.
Böylesi bir portreye dil uzatmak, ayıptır ayıp !
İsmet İnönü’nün bana el yazısıyla gönderdiği kartların tarihi 1966- 67.
Yıllarca da sakladım onları. Gel gör ki İnönü’ye övgü düzen hiçbir yazıyı da kaleme almış biri değilim. İnönü’yü kıblesi bilen biri olmadım çünkü. Tarih sayfalarına gömülünce eleştirilecek yanlarına tanık olmuştum.
Ne övgü ne de eleştiriye ihtiyaç duymuştum İnönü için.
Ama… Ona hakaretleri duyunca, okuyunca sessiz kalmayı da kendime yakıştıramadım doğrusu.
Öğrendiğim her bilgi beni mutlu etti. Zenginleştiğim için…
Danıştay’ın her bütçe artışını öğrendiğimde de mutsuz oldum. Diyanet’e olan artış, bilimden eksilmeye neden olduğundan.
İnönü’ye hakareti içine sindiremeyenlere tercüman olma düşüncesi de bir başka mutluluğum!
Bir mutsuzluk, mutluluğa açılan kapıyı da aralıyor anlaşılan…
Yokuşun inişi, kolayın zoru, çirkinin güzeli misali !
