DOLAR 46,4507 % -0.02
EURO 53,2027 % -0.05
STERLIN 61,3440 % 0.04
FRANG 57,5610 % -0.33
ALTIN 6.201,48 % -1,36
BITCOIN 62.673,54 -2.526

VAKTİNE KALAN SÜRE

:
için vakti
Reklam

17 AĞUSTOS’LAR UNUTULUR MU? – FİKRET GÖKÇE

Yayınlanma Tarihi : Google News
17 AĞUSTOS’LAR UNUTULUR MU? – FİKRET GÖKÇE
Reklam

FİKRET GÖKÇE – Kıbrıs Gazisi 

Fabrikanın güvenlik kamerasına yansıyan görüntüler eşliğinde TV’de Can DÜNDAR anlatıyordu; “ Önce Gebze’deki bir fabrika sahasındaki bu köpek hissetmiş, sağa sola koşturarak havlamaya başlamıştı. Yer altından gelen gürültüler ve titreşim adeta köpeği çıldırtmıştı. “  Birkaç saniye sonra Marmara Bölgesi 7.8, ABD laboratuarlarına göre ise;  8.4 şiddetindeki depremle sarsıldı.

Deprem sonrası İzmit’te, Gölcük’te ve diğer yerlerde görüştüğümüz insanlar hep aynı şeyi söylüyorlardı. Denizin çekildiğini görenler olmuştu. Bazıları elleriyle deniz suyunun ısındığını hissetmişlerdi. Gölcük’ten Avcılar’a kadar olan bölgede bir çok kişi, o gece denizin tam ortasında çok parlak bir ışık bloğunun yükseldiğini ve ardından denizin kabardığını, hatta bu ışığın ateş topu şeklinde olduğunu anlatıyordu. Denizde meydana gelen bu değişimlerin görüntüleri sonradan DHA ve Milliyet Com.tr TV’de yayımlandı.

O gece Gölcük’teki Donanma Komutanlığı’nda devir teslim töreni yapılıyordu. Hiç görülmüş bir şey değildi ama, o sırada bir grup İsrailli subay ve uzmanlar da orada bulunuyordu. Ne işleri vardı ve ne yapıyorlardı, sorusu bugüne kadar hiç yanıtlanmadı. Bu konuda yazılanlarla ilgili hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Dış basında da çeşitli makaleler ve yorumlar yazıldı. İddialar öyle güçlü dayanaklara dayandırılıyordu ki; insan dehşete düşüyordu. Marmara depremi, Endonezya’da, Şili’de en son Japonya’da olan depremlerle benzerlikler taşıyor, deprem öncesi yaşananlar birbiriyle örtüşüyordu.

6 Ağustos 2011’de,  ABD’nin Japonya’ya attığı atom bombasının 66’ncı yıldönümünde, köşemizde yayımlanan  “HİROŞİMA VE NAGAZAKİ SOYKIRIMI” başlıklı yazımızda da belirttiğimiz gibi, Amerika HAARP adı verilen yeni bir silah türü geliştirmişti. Sırp asıllı Amerikalı bir bilim adamı olan Nikola TESLA’nın manyetik teorilerinin uygulandığı bu proje, Alaska’da hayata geçirildi. Kurulan istasyonda güneşten bin kat daha büyük bir enerji üretilerek iyonesfer tabakasına gönderiliyor ve 600 km yukarıdan dünyanın istenilen bölgesine yönlendirilebiliyordu. Işık görüntüsündeki bu yapay enerji, adeta mikro dalga fırın etkisi yapıyor ve yönlendirildiği bölgede deprem ve tsunami yaratıyordu.

Kaliforniya, Amerika’nın en çok deprem yaşanan bölgesidir. Buradaki San Andreas fayı bizim Kuzey Anadolu fay hattının benzeridir. Burada oluşacak bir depremin yaratacağı büyük kayıpların en aza indirgenmesi için ABD’nin önemli çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Amerikalı bilim adamları işte bu HAARP diye adlandırılan yöntemle gerilen fay hattı üzerinde küçük depremler yaratarak basıncı dışarı atıp  depremin zararlarını azaltabileceklerini düşünmektedirler. Bu amaçla Avustralya’da, Güney Amerika And Dağlarında ve okyanus derinliklerinde çeşitli denemeler yapılmıştır.

Marmara depreminin oluşumuyla ilgili olarak yapılan çeşitli yorumlar, böyle bir olasılık olabileceğini düşündürmektedir. 1950’den beri her olayda bizi adeta bir kobay gibi kullanan, dostumuz ve stratejik ortağımız ABD !, bu denemeyi bizim ülkemizde hem de gittikçe gerilen ve San Andreas’la benzeşen bizim fayımızda yapamaz mıydı ? Herkesin gördüğü, kameraların da görüntülediği  o ateş topu,  patlama ve alttan gelen büyük uğultu  neyin nesiydi ? 17 Ağustos’ta, saat tam 03.00’te denendiği söylenen ve İsrailli asker ve uzmanlar tarafından Gölcük’te yer altına monte edilen HAARP makinasının patlaması nasıl olmuştu ? Deniz dibinde oluşan büyük çukurun, denize yayılan radyasyonun tespit edilmemesi için dalışın ve bölgeye girişin yasaklanmasının, makina parçalarının ve ölen İsraillilerin cesetlerinin alelacele toplanmasının, sebebi neydi ? Yardım için geldiği söylenen, ama olayın ABD ve İsrail projesi olduğunu sezen Rusya’nın gemisine boğazdan geçişine niçin izin verilmemişti ? Bütün bu bugüne kadar yanıtlanmayan sorular ve 2010 yılında Kanadalı gazeteci Benjamin FULFORD’un Japonya’nın maliye eski bakanı Heizo TAKENAKA’ya, “ niçin ülkenizin maliye sistemini ABD ve Avrupalı uzmanlara bıraktınız “ sorusuna;  “ çünkü, deprem silahı ile tehdit edilmiştik “ yanıtını vermesi,  bu korkunç olayın bu şekilde gerçekleştirildiği kuşkusunu yaratıyor.

19 yıldan beri bu konuda çok şey yazıldı, çizildi. Bilim adamları Marmara’da yeni ve büyük bir deprem bekliyor. Toplum olarak bu konuda hala bir bilinç ve duyarlılık yaratamadık. Alışkanlıklarımızdan vaz geçmeyi bir türlü beceremiyoruz. Alınan önlemler ise; göstermelik olmanın ötesine geçemiyor. Depremden sonra Prof. Dr. Ahmet Mete IŞIKARA, Hürriyet’ten Pınar TÜRENÇ, NTV’den Oğuz HAKSEVER ile birlikte kurmuş olduğumuz Türkiye Afete Hazırlık ve Deprem Eğitim Derneği bile büyük çabalara rağmen tam amacına ulaşamadı. İlköğretim okullarında başlattığımız “ BİR MİLYON ÇOCUK, BİR MİLYON AİLE “ kampanyası hedefini bulamadı.

Deprem sırasında Başbakanlık Özürlüler İdaresi’nde Başkan Yardımcısı idim. Kurumdaki psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarıyla depremzedelere yardımcı olmak ve psikolojik destek vermek amacıyla Bakana yaptığım bölgeye gitmek önerisi geri çevrilince, yıllık izinlerimi alarak çalışmalara katıldım. İlk olarak Karabük’te Özek firmasına yaptırdığım prefabrik ev ile altı adet tuvaleti Kocaeli Vilayet binasının yanına kurduk. Süleyman ÖZEK’in hiç ücret almadan yaptığı ve 12 işçisini göndererek 24 saatte kurduğumuz, bölgedeki ilk örnek olan bu yeri, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Yardım ve Koordinasyon Merkezi olarak faaliyete geçirdik. Yalova’dan Derince’ye kadar olan bölgede yaşayan insanlarımıza buradan hizmet verdik.

Yıkılan ve her biri insanlarımıza mezar olan binalarda bazı tespitlerimiz de oldu. Çoğunda yıkım nedeni olarak ne yazık ki; yapım hatalarını, özellikle inşaat demirinden kaynaklanan nedenleri gördük. Bunları çeşitli yayın organlarında yazdık,  TV’larda, toplantılarda anlattık. Depremin birinci yılında onbinlerce afiş bastırdık, bunları Çelik-İş Sendikası’nın yardımıyla bütün yurda dağıttık. Bu  felaketin yaşanmasında hepimizin kusurlu olduğundan söz ettik, 2011 yılı Ağustos ayında hapisten çıkan Veli GÖÇER’den başka suçlu ve sorumlular olduğunu söyledik.

Bugün hala gerekli dersleri alamadığımız 17 Ağustos 1999 Marmara, 12 Kasım Düzce ve sonraki yıllar Bingöl, Gediz, Van ve diğer depremlerde yitirdiğimiz insanlarımızı saygı ve rahmetle anarken, yukarıda değindiğimiz siyasilerin ve rant düşkünlerinin neden oldukları acılara ilişkin Yalçın BAYER’le yaptığımız bir söyleşiyi değerlendirmenize sunuyorum.

YORUM YAP