

FATİH SEZGİN
Bu soru herkesin kafasını kurcalıyor. Felaket senaryoları çiziliyor ve büyük bir tedirginlik oluşuyor. Peki ne yapmalı ki felaket senaryolarından iç çatışmalardan kurtulabilelim?
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim.
Bence sivil siyasetin kazanma ihtimali büyük. Tabii ki gergin bir ortam ve çözülmemiş sorunlardan hasıl olabilecek karışıklık ve iç çatışmalar ihtimal dairesindedir. Ancak siyasetin galip gelmesi en doğal ve beklenendir. Çünkü gelinen noktada artık OHAL sürdürülebilirliğini kaybetmiştir. Seçim sonrası OHAL’in devam edeceğini sanmıyorum. İnsan haklarını çözümsüzlüğe ayarlanmış Ak Parti,MHP ortaklığının da seçim sonrası devam ettirilebilmesi oldukça zorlaşmıştır, çünkü motivasyon kaybolacaktır.
Sivil siyaset dairesinde sorunlarını çözmek isteyenler için 24 Haziran seçimleri büyük fırsattır.
Yeter ki alternatif önerilerini somut bir şekilde siyasete sunsunlar ve siyasetin demokratikleştirilmesinden umutlarını kaybetmesinler. Önemli olan umutsuzluğa kapılmamak ve çıkış yollarını zorlamaktır. Türkiye için de bu böyledir, yeterli düzeyde şiddet, çözümsüzlük yaşadık artık tıkanan siyaset, ekonomi ve her şeyin önünü açmak için bir erken seçim vardır ve ister istemez tıkanan kanallarda bir açılma olacaktır.
Önümüzdeki 15 gün önemli değişimlere gebedir. Ak Parti’nin siyaseten bittiği ama devlet gücünü kullanarak yolunu sürdürdüğü bir durumdayız. Onun peşine takılmış MHP’nin de önereceği yeni bir siyaset yoktur. Bir de kendisinden kopan kişilerden oluşan İyi Parti’den aldığı darbeler onu her geçen gün zayıflatmaktadır.
CHP Kılıçdaroğlu’nun uzlaşmaya açık politikalarını devam ettirirse hem kendisinin hem de siyasetin önünü açacaktır. Muharrem İnce’nin farklı kesimlere zeytin dalı uzatması da siyaset alanını besleyen hususlardır.
Saadet Partisi de cesametinden çok daha büyük bir şekilde etkilediği siyaset alanını genişletmektedir. İyi Parti bu konuda iyi bir sınav verememekte, süreç içinde siyaseti daraltacak bir rol üstlenme ihtimali yüksek parti olacaktır. Vatan Partisi bu konuda önemli bir ders yaşamıştır. Kendi siyasi görüşleri bilinmesine ve cumhurbaşkanlığı yarışında olmasına antipatik gözle bakılmasa da Perinçek, siyaseti daraltan bir çıkış olan “İktidara geldiklerinde HDP’yi kapatma” vaadiyle Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştur ve Diyarbakır İl Teşkilatı kendisini fesh ederek HDP’ye geçmiştir. Bu olay seçim sonrası olacakların işaret fişeğidir. Her ne kadar olumsuz, karamsar bir ortamda olsak da bilinmeli ki siyaseti güçlendiren kazanacak daraltma girişiminde kaybedecektir.
Belki başkanlığı Erdoğan’ın kazandığı ama parlamentoyu kaybettiği bir tablo oluşacak ve siyasette aktif, somut işler yapanlar bu sefer Erdoğan’ın siyaseti manipüle etmesini önleyeceklerdir. HDP’nin barajı aşması ve ittifaklarla siyasal katılımın artacağı kesindir ve bu renkli tablo çatışmadan uzak durup siyaseti güçlendirirse birçok sorunumuzu çözeceğiz.
Peki siyaset nasıl güçlendirilir? Siyaset insanların ilk dinlediği anda ikna eden ayağı yere sağlam basan siyaset tarzıyla güçlenir. Günlük yaşamda insanların sorunu olan her alana müdahil, çözüm sunan bir siyaset tarzı istikbalin olmazsa olmaz kazananı olacaktır. Şüpheyi, vesveseyi, kederlenmeyi bir tarafa bırakalım ve eğri otursak da doğru konuşmalıyız. Türkiye ve bölgenin sorunlarına akla yatan ve kalıcı çözümler üreten kazanacaksa, şapkayı önümüze koyup eskiden neden siyasette kazanamadığımızın özeleştirisini yapalım ve yeni bir güne uyanmanın heyecanıyla kolları sıvayalım. Bunu yapacak olanlar genç, dinamik kadrolardır ve genç dinamik kadrolar umut vaat edendir.
2008 krizinin teğet geçtiği, 2012- 2014 yılları arasında Avrupa’da yaşanan büyük ekonomik bunalımı fazla sarsılmadan atlatan ve nihayetinde 2016 darbe girişiminden sadece 1.5 yıl sonra yüzde 7.4 gibi bir büyüme yakalamış bir ekonomiden bahsediyoruz.
850 milyar dolarlık GSYH ile dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye ekonomisinin yüksek büyümeye, artan ihracata, düşük kamu borcuna rağmen maalesef kronikleşme potansiyeli bulunan sorunları var.
İş dünyasından ekonomistine kadar birçok paydaş da ekonomideki bu sıkıntılı noktaları rahatlıkla sayabilecek durumdalar. Herkesin hemfikir olduğu bir nokta ise bu sorunların çözümü için acil reformlar yapılması gerekliliği.
Ekonomide acil el atılması gereken konu başlıkları neler? Gelin satır başlarıyla üzerlerinden geçelim.
* Banka kredisi kullanımı bağımlısı reel sektör ve daha fazla kredi vermeye zorlanan bankacılık sektörü.
* İmalat sanayiinde, teknoloji ve makine teçhizat kullanımında, ithalat bağımlılığı ve sanayinin döviz kurlarının seviyesine bağlı üretim maliyeti açmazı.
* Sanayide yoğun enerji ve ithal hammadde kullanımı, ancak ihracatta kilogram başına 1.35 dolar gibi düşük katma değerli ürün satma gerçeği.
* Yurtiçinde vatandaşların bundan birkaç sene önce toplam mevduatın yüzde 35’ini aşmayan döviz mevduatlarının bugün toplamın yarısına gelecek kadar yükselmiş olması. Kısaca dolarizasyon.
* Türk Lirası’ndaki rekor değer kaybı sonrasında toplam 220 milyar dolar civarında olduğu hesaplanan reel sektörün döviz borcunun nasıl yönetileceği konusu.
* Enflasyonda iki haneli seviyelerin kanıksanmaya başlanması…
İlk etapta akla gelen, Türkiye ekonomisinde kronikleşmeye gitmeden üzerine eğilinmesi gereken sorunların bir kısmı yukarıda saydığım konular. Bazı sorunların gerçekten ortadan kalkması isteniyorsa acı reçetelerin ortaya çıkması şart. Peki herkesin bildiği bu sorunlar için neden seçimlerin sonrası bekleniyor? Meclis’te şu an güçlü bir iktidar var. 15 yıldır ülke yönetiminde olmasına ve ekonomideki sorunları çok iyi bilmesine rağmen neden seçimlerin sonrası bekleniyor?
Burada akla ilk gelecek cevap, “Yeni geçeceğimiz cumhurbaşkanlığı sisteminde ekonomide teşhis edilen kronik sorunların hızlı ve belki de acılı tedavisi için harekete geçmek çok daha kolay” olabilir. Bir başka mantıklı açıklama da, “Mevcut kadrolarda doğru tedaviyi uygulayacak kişiler bulunmuyor. Cumhurbaşkanlığı sisteminde radikal kararlar alabilecek isimler rahatlıkla ekonomi yönetimine getirilecek” de olabilir.
Seçimlerden sonra, bir süredir ekonomide halının altına süpürülen ve anlık çözümlerle aşılmaya çalışılan sorunların masanın üzerinde aynen öylece durduğu hatırlanacak. Her biri için ekonomide ciddi reformların yapılması gereken bu konu başlıkları eğer hazırlığınız yoksa sizi yorabilir.
Bu sebeple, ümit ederim ki seçimlere hazırlanan, iktidar olmak isteyen partiler bir kısmını saydığım konu başlıkları için şimdiden kolları sıvamış ve projelerini hazırlamıştır.
Karamsar olmadan, bekleyeceğiz.
Düşünerek oy vermemiz gerekli
