

RECAİ ŞEYHOĞLU
Marmaris Okluk Koyu’nda yapımı devam eden ve 2019 yılında tamamlanması beklenen Cumhurbaşkanlığı Yazlık Konutu için 50 bin ağaç kesildiğini duymayan kalmadı. 300 odalı, 20 salonlu, 4 metre yüksekliğinde kilometrelerce beton duvarla çevrili, 2 bin konuğu ve güvenlik ordusunu aynı anda barındıracak kapasitedeki yazlığın bulunduğu alanın 1. derecede SİT alanı olduğunu Cumhurbaşkanı bilmiyor olmalı. Astronomik maaşlı danışmanları da…
Cumhurbaşkanı, yazlığın inşaatının büyük bir hızla sürdüğü dönemde CHP’ye ne diyordu: “CHP pisliktir. CHP çöplüktür.”
Cezaevlerinde FETÖ’den 39 bin, PKK’den 10 bin, İŞİD’ten 1500 hükümlü ve tutuklu yatıyorken uyuşturucudan 52 bin, hırsızlıktan 42 bin, cinsel suçlardan ve tecavüzden ise 18 bin kişi olmak üzere âdi suçlardan toplam 236 bin kişi yatıyormuş. Rakamlar bunu söylüyorken, akşam sabah terör haberleri ve FETÖ ile mücadele neyin nesi, anlamak zor. Bu rakamlara göre, ülkenin en büyük sorunu uyuşturucu, hırsızlık ve taciz-tecavüz olayları olmuyor mu? Adalet Bakanlığı da bir açıklama yapıyor bu ara; “53 yeni cezaevi yapılacak,” diye. Bu açıklamanın Türkçe meali şu: “Uyuşturucu bağımlımız, hırsızımız ve ahlaksızımız çoğaldı.”
Bir de şu habere bakın lütfen: “Adana’da, cezaevinde olan ağabeyinin eşine tecavüz eden Sezer B.’nin 34 yıl hapsi istendi.”
Yoktu bu tür canlılar bizim ülkemizde. Nereden geldi bunlar?
Türkiye 2003 yılında 31 şehit vermişti. 2004’te 75, 2005’te 105, 2010’da 111. Son yıllar mı? Hemen söyleyelim: 2014’te 114, 2015’te 219, 2016’da 723, 2017’de 274… 2018 yılı başından 10 Mayıs 2018’e kadar ise 126.
Cumhurbaşkanı, “CHP pisliktir,” diyor. Peki, AKP iktidarının yarattığı yukarıdaki tablo temiz mi?
Eğer öyleyse bu temiz(!) tablodan bazı seçmeler yapalım. Başbakan Binali Yıldırım’ın sözleriyle başlayalım: “Şer İttifakı TAMAM diyorsa, bize devam etmek düşüyor. Tüm kahpelere ve hainlere inat Erdoğan’la devam!”
Cumhurbaşkanı, Fransa’daki 300 entelektüelin “Kur’an’dan terörle ilgili âyetlerin çıkarılması gerekir,” şeklindeki açıklaması karşısında bakın ne diyor: “Sizlerin ne denli aşağılık olduğunuzu biliyoruz. Biz sizler gibi aşağılık değiliz. Siz ne kadar bizim kutsal kitabımıza saldırsanız da biz sizin kutsallarınıza saldırmayacağız.”
Cumhurbaşkanımız bir başka konuşmasında da “Cumhurbaşkanlığı seçiminde bana, parlamento seçiminde AKP’den başka bir partiye oy vereceklerini söyleyenler var. Bunlar münafıktır,” diyebilmişti.
Önceki yıllarda da, “Bunlar camilerimize ayakkabılarıyla girdiler. Camilerimizde içki içtiler. Başörtülü bacılarımıza saldırdılar. Bunlar camilerimizi ahır olarak kullananlar değil mi? Camiye, tesettüre hakaret ettiler. Ezanı ‘Tanrı uludur!’ diye okutan bunlar yavv!” sözleriyle yeri göğü inletmişti.
Türkiye’nin izlediği iç ve dış siyaset, Avusturya’yı çileden mi çıkardı bilinmez, 4 bin Türk’ü vatandaşlıktan çıkarma kararı alınmış. Diğer Avrupa ülkeleri de seçim süresince ülkelerinde AKP’nin miting yapmasına izin vermiyor.
Furkan Vakfı üyesi olan market çalışanının Adana’daki banka hesabında 80 milyon lira hareketlilik görülmüş, duymuş muydunuz? “CHP pisliktir,” diyen Cumhurbaşkanı, kendisine bağlı olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı hiç izlememiş. Kendisinden önceki cumhurbaşkanı kardeşi(!) de… Fırsatını bulduğunda hakaret ettiği İnönü 333 kez, adını ortadan kaldırmaya çalıştığı Atatürk ise 347 kez izlemiş bu orkestrayı. Ve o iki cumhurbaşkanı, hiç mi hiç kötü sözcük kullanmamış hayatlarında. İnsanın aklına Goethe’nin şu sözü geliyor: “Ölümsüzlük, herkesin harcı değildir.”
Öfke, nefret saçan konuşmaların tavan yaptığı bir dönemde temiz bir Türkçeyle konuşan, berrak düşünceli insanlar da yok değil. Sağlık konusunda uzman olan gazeteci Coşkun Bel’e kulak vermeye ne dersiniz: “… 30 yıldır sağlık sistemini araştıran bir gazeteci olarak sağlık sistemimizin son 15 yılda tedavi edici değil, hastalık üreten bir sistem üzerine kurulu olduğunu üzülerek gözlemlemiş bulunuyorum. 2002 yılında 209 bin insanımız tedavi için hekime başvuru yaparken bu sayı 2017 yılında 700 bine ulaşmıştır. Son 10 yılda hastalıklar 10 kat arttı. Kalp, tansiyon, diyabet ve böbrek gibi kronik hastalıklarla boğuşan 25 milyon insanımız var. 6 milyon 300 bin insanımız hipertansiyon tedavisi görüyor. Damar hastalıklarında dünya şampiyonuyuz. Böbrek hastalıklarında da… Resmen milli bir felaketle karşı karşıyayız.”
Gelelim yazının başlangıcına. Çevre ve Turizm Bakanlığı danışmanlığı yapmış olan Can Pulak, “Okluk’ta kesilen 50 bin ağacın hesabını kimse soramıyor. Medya korkuyor. Bölge milletvekilleri ses çıkaramıyor,” derken ünlü tarihçi İlber Ortaylı ise ‘iblis, şerefsiz, haysiyetsiz, âdi’ gibi sözcükleri kullanmaya gerek duymadan (ne de olsa bilim insanı) hem düşündürüyor hem öğretiyor: “15 Temmuz 2016 gecesi tüm ülkede kayıtlara geçen yaralı sayısı 2200. Ancak “Boğaz Köprüsü’nde yaralandım,” deyip gazi maaşı alan devlet memuru ya da yardım parası alanların sayısı 3 bini geçti.” Görüyorsunuz işte; ne saldırıyor ne yalan söylüyor. Pisliğe bulaşmamış, yalakalık bilmeyen, iktidarsevicilikten uzak bir bilim adamı çünkü o!
Böylesi karanlık dönemlerde bu tür aydınlara Türkiye’nin çok ihtiyacı var. Bunu bilir, bunu söylerim.
