

RECAİ ŞEYHOĞLU
Ters adam olduğum söylen(e)mez ama 2004- 2013 yıllarında Cumhuriyet gazetesininin Kitap ekini okumaya başlarken tersten başladığımı da eşim ve dostlarım iyi bilir. Feyza Baran, pardon Feyza Hepçilingirler , kitap ekinde sondan bir önceki sayfada yazıyordu o günler… Kitap ekini okumaya başlarken hep Feyza Hanımdan başlıyordum .
Nitekim, İzmir Sanat’ta sevgili Gürol Tonbul’un yönettiği bir Feyza Hepçilingirler söyleşinin sonunda kendisine kitap imzalatırken bu tersliğimi anlatmıştım, gülüşmüştük.
İtiraf etmem gerekirse doğru bildiğim yanlışlardan onun sayesinde kurtulmuştum. Gene bir itirafta bulunayım ki yanlışlarımızdan da henüz kurtulmuş değiliz.. Ömer Asım Aksoy’un kitaplarından yararlanıp dururken onu keşfettikten sonra başvuru kaynağım değişmiş, o olmuştu.
Bir ara İmece adında bir gazete çıkarıyordum. Yekta Güngör Özden, Selim Karyelioğlu, Mehmet Atilla, Öner Yağcı, Beno Kuryel sürekli yazı veren dostlardandı. Bir ara da Tınaz Titiz yazar olmuştu. Gönderdiği yazıda bulduğum bir aksaklığı düzeltip yayımlayınca telefon açmıştı. ” Yazıma ne hakla müdahalede bulunuyorsunuz ? ” Ben de ‘ Düzeltilmesi gerekiyordu, ondan ! ‘ demiştim. Tınaz Bey o gün sinirli gününde olsa gerekti. ” Neye dayanarak düzelttiniz ki… ” deyince ben de ‘ Feyza Hepçilingirler ‘ demiştim.
Evet… Benim başvuru kaynağım hep Feyza Hanımdır. Kitaplarıdır, sözleridir …
Tınaz Bey sonra ne yaptı diyecek olursanız, hemen yanıt vereyim. Yazılarını kesti.
Yüksek Öğretmen Okulundan sonra Türk Dili Ve Edebiyatı okumuş, edebiyat öğretmenliği ve öğretim görevlisi olarak üniversite ve yüksek okullarda yıllarca ders vermiş, dershanelerde ( yoksa dersane mi diyeyim…) öğretmenlik ve bölüm başkanlığı yapmış, çok sayıda öyküsü, az sayıda romanı, yeterince çocuk ve genç kitabı ve birer başvuru kaynağı olan çok sayıda Türkçe Günlükleriyle haklı olarak ‘ Türkçenin Kraliçesi ‘ unvanını elde etmiş bir Türkolog, dilbilimci, yazar ve akademisyenin başvuru kaynağım olması çok doğaldı.
Yaptığı iş nedeniyle azımsanmayacak denli ödül kazanmış Feyza Hepçilingirler ile dost olmanın, komşu olmanın onurunu yaşıyorum. Telefonla olsun, yüzyüze olsun konuşmalarımızda / görüşmelerimizde ona hep ‘ Kraliçem ‘ demenin mutluluğunu ve coşkusunu yaşarım hep. Nedenine gelince… Annem ve kızımdan sonra benim üçüncü kraliçemdir o !
Engin bilgisi, duruşu, arkadaşlığı, değerbilirliği, paylaşımcılığı ve sabrıyla gözümde bir başkadır Feyza Hepçilingirler. Onun kadar eleştirilere sabırlı bir edebiyatçı tanımıyorum dersem, bunun abartı olduğunu düşünmeyin lütfen. Yıllarca Cumhuriyet/ Kitap’taki aydınlatıcı yazılarını kuyumcu titizliğiyle okumaya çalıştım. Çok bilmiş bazılarının kimi sözcüklerin kullanımı nedeniyle kendisini eleştiriyor olmasına ‘ haklısınız ‘ , ‘ yanlış yapmışım ‘ şeklinde yanıtlar vermesi, hatta bazılarının çizmeyi aşmalarına karşın çok uygar bir tavır sergiliyor olmasından çok etkilenmişimdir. Onca yoğunluğu içinde zaman zaman kafama takılan bir şeyleri sorduğumda bana zaman ayırıp ‘ Ben o konuyu anlatayım size. ‘ demesi ona olan sevgimi- saygımı hayranlık derecesinde arttırmıştır.
Paylaşımcılığına gelince… Bildiklerini hem yazar hem konuşur. Bu, şaşırtıcı değil.. Bildiklerinin bilinmesini istiyor. Öğretmence bir tavır !
Bir günden bir güne de ” Falanca kitabı okudun mu ? ” sorusunu duymadım ondan. Merak edip sordum. Yanıtı şu oldu: ” Bu soruyu sevmiyorum. Bilgiçlik, ukalalık, tepeden bakan bir havası var. ”
Onunla konuşurken önceleri çok tedirgindim. Panik oluyordum. Yanlışlarım çıkacak endişesi ile bir türlü rahat olamıyordum.
‘ kadar’, ‘ cevap’, ‘mesela’, ‘ imkan ‘ , ‘ kelime ‘ vb. sözcüklerini kullanmakla Türkçeye ihanet etmediğimizi / etmeyeceğimizi, sözcüklerin yerine göre farklı şekillerde kullanılır olması halinde dilimizin bundan zarar görmeyeceğini, kendimizi kasmamamız gerektiğini, rahat olmamız gerektiğini ben sevgili komşumdan / can dostumdan öğrendim. Dilin canlı bir organizma olduğunu, dilde zorlama olmaması gerektiğini de…
Yerine göre şair, yerine göre ozan demeyi, hikaye ya da öyküden sözederken öykü demenin ya da hikayeyi tercih etmenin önemli bir devlet sorunu olmadığını / olmayacağını bir cümlede anımsamak yerine hatırlama sözcüğünü kullanıyor olmanın Türkçeye ihanet olmadığını ben canım kraliçemden öğrendim.
Bir de yürekli olmayı öğrendim ondan. ‘ Bu Dağların Karı Erimez ‘ adlı kitabını okuyanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Orada öğretmen, feylesof, yiğit, mücadeleci bir kadın portresi var. Feyza Hepçilingirler portresi !
Kırmızı Karanfil Ne Renk Solar’da da aynı yüreği, aynı ruhu görebilirsiniz.
Tevazu, onun önemli bir özelliği. Onca ödül, onca tanınmışlık, 2014’te TÜYAP İzmir Kitap Fuarı Onur Yazarı seçilmesi, 2016’da Troya Kültür Sanat Ödüllleri / Edebiyat Ödülünü kazanmış olması bir şey değiştirmiyor.
Enerjisine ya ne demeli… Kış döneminde kitaplarını yayımlayan yayıneviyle Türkiye’nin dört bir köşesindeki okullarda ve kültür merkezlerinde, kitap fuarlarının çoğunda hep o var. Sabırla, Türkçenin yanlış ve kötü kullanımına karşı canla başla çalışıyor , yeni yeni öykülerle karşımıza çıkıyor olması doğrusu gurur veriyor..
Bir başka konu… Kasaba öykülerini okuyanlar bileceklerdir. Türkçenin kraliçesi, sayısız ödüllerin sahibi, torunlarının sevgili anneannesi, Cennet Ayvalık’ın yüzakı Feyza Hepçilingirler, muzip mi muzip bir anlatıcı… Ruhunda bir muziplik var olsa gerek…
Ve usta bir konuşmacı…
Biliriz ki her güzel yazan illa iyi de konuşacak değil.
Öyküleriyle okuruna doyulmaz tat veren, denemeleriyle zihnimizi açan- yol gösteren, Türkçe Günlükleri’yle öğreten, akademisyen- Türkolog Feyza Hepçilingirler’i güzel yazan, konuşmalarında coşkuyu eksik etmeyen bir edebiyatçı olarak hep anacağız- anlatacağız.
Onu anlatacak sözcükler, tümceler bende çok. Lakin…Ondan öğrendiğim bir şey daha var. ” Nerde durman gerektiğini unutma ! ”
O sözünü de unutmuyorum.
