

RECAİ ŞEYHOĞLU
12 Haziran 2004’te Yekta Güngör Özden’in açtığı Pınarköy’deki kütüphanemize Bilgi Üniversitesi çok sayıda kitap göndermişti. Özenle onları raflara yerleştirmiş, kütüphaneyi de gelinlik kıza çevirmiştik. Öğretmen ve öğrenci sayısının çokluğu nedeniyle kütüphanenin iyi çalışacağını düşünüyorduk.
Bir sonbahar sabahı annemle kimseye haber vermeden köye gelmiş, okul bahçesinde öğretmenleri ve öğrencileri beklemekteydik. Arkadaşları da şaşırtmıştık yanılmıyorsam… Müdür Bey gelince bir saat kadar derslere de girmiş, öğrencilerle kaynaşmaya çalışmıştık. Muhtara haber saldık ve doğruca kütüphaneye gittik.
Bir gün önce köyde düğün varmış. Kütüphanede de bazı konuklar ağırlanmış mı ne… Manzara iç açıcı değildi. Oysa köyün köprüsü çöktüğünde bir gazetede haberini yapmış, il genel meclisi üyesi Dilaver Koğ arkadaşım kanalıyla köprünün onarımını da sağladığımızdan muhtarın kütüphaneyle daha fazla ilgileneceğini düşünür olmuştum.
Muhtar da gelmemişti o gün yanımıza… Mahcup olmuştu yalım…
Bir gün öğrendim ki kütüphanemiz bakkal dükkânı olmuş.
*
Narlıca ve Ayaskent’teki kütüphanelerimiz de köyün okullarına taşınmış. Oysa ne görkemli açılışlar yapmıştık her ikisi için de…
*
Muhtarlar değişince böyle işler geliyor başımıza.
Ne yaptığıma gelince… Hiçbir şey! İçime atıyordum.
*
Manisa’nın Üçpınar Beldesi’sindeki 5 bin kitaplı kütüphanemiz ise soyulmuş.
Roman ve öykü cennetine çevirmiştik orayı. Televizyoncu bir arkadaşın çağrısı üzerine fırlayıp gittim Üçpınar’a. Gördüğüm manzara mı? Sadece ansiklopediler kalmış.
*
Öğreniyorum ki Sarıgöl’ün Tırazlar köyündeki kütüphanemiz de açılmaz olmuş. Oysa belediye başkanı, kaymakam, Şair Aydoğan Yavaşlı, öğretmenler, köylüler ve Sarıgöl’ün kitapseverleriyle birlikte açmıştık o güzelim kütüphaneyi.
*
Kınık’ın Çarşı Camisi’nde açtığımız kütüphanemizin tabelası kaldırılmış. Neden dediysem de Ali Yeşilyurt hocamız makul bir yanıt verememişti soruma.
*
Kemalpaşa’nın Yukarıkızılca’sında açtığımız 4 bini aşkın kitaplı kütüphanemiz ise Moğol saldırısına uğramış gibiydi. Tek bir kitap kalmadığı gibi, raflar da yok olmuş. Binanın içi de taş ve pislik doluydu. Geriye kalan sadece tabelamızdı. Öğrendim ki kitapları önüne gelen çok çok alıp götürmüş. Tesellim şu; hiç olmazsa kitaplar köydekileri aydınlatacak.
*
Anamur’un bir köyünde açılacak kütüphane için 1000’in üstünde kitap göndermiştik Adnan Gündüz arkadaşımla. Anamurlu bir kamyon sahibiyle… Şair Ferhat İşlek ricada bulunmuştu. Annemin de adının verileceğini söylemişti. Sonraki günlerde de kitap gönderecektim oraya.
Sonuç mu? Kütüphane açılmış. Açılışta Ferhat İşlek de dışlanmış.
Olan bizim güzelim kitaplarımıza oldu.
*
Buna benzer bir olay da Aydın’da başımıza geldi. 2 bin kadar kitap teslim ettiğimiz muhtara bir de televizyon vermiştik. Televizyonu veren İzmir Ekonomi Üniversitesi’ydi. Sağ olsunlar!
Sonuç; İl Kültür Müdürlüğü, annemin ve benim adımın tabelada bulunmasını istememiş. Köyün adıyla açılacak, demiş. Utana sıkıla durumu bana anlatan muhtara ne diyeydim ki… Bozdoğan’ın Olukbaşı (Biresse) köylüleri umarım yararlanıyorlardır o güzelim kitaplarımızdan…
*
20 Haziran 2016’da Bergama’nın Tepeköy’ünde açtığımız kütüphane ve aydınlanma evi ise yerel seçimlerde muhtar değişince yeni muhtar tarafından istenmedi. ‘’ Başka bir amaçla kullanmak istiyorum binayı.’’ dedi. Başımı öne eğip ses çıkarmadım. Köylü itiraz etmedikten sonra ne diyebilirdim ki…
Çiğli Belediyesi talip olunca kitapları ve eşyaları, 10 Ağustos 2019’da belediyenin sorumlusu olan kişi ile bana daha önce gösterip onayımı aldıkları Uğur Mumcu Kültür Merkezi binasına taşıdık. Anahtar da bu merkezin altındaki muhtarlık binasında bulunduğundan bir iki kez buraya gelip gitmişliğimiz de oldu emekli albay arkadaşımla. Kitaplar ve eşyalar bahanesiyle Muhtar Hıdır Bey ile de dost olduk bu arada.
Haftalar, aylar geçiyor fakat bir türlü kitaplarımız okurla buluşmuyordu. Sanki oyalanıyor gibiydik. Nitekim bir yıl sonra Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde kalan eşyalarımız o binanın ruhsatlı olmadığı ve elektriğinin de bağlı olmadığı gerekçesiyle bize geri verildi. 8 Temmuz 2020’de telefonla ‘’ Kararımızı verdik. Eşyalarınızı, bıraktığımız Uğur Mumcu Mahallesi Kültür Merkezi’nden alabilirsiniz.’’ dediler.
Alaşehirli emekli albay aracılığıyla 4255 kitabımız ve aydınlanma evi eşyalarımız, Alaşehir Belediyesi Kültür Müdürü Erol Kacar’la kurulan iletişim sonrasında Çiğli’den Alaşehir Belediyesi’ne taşındı. 23 Eylül 2020’de…
Şanssızlık mı desem aksilik mi yoksa iş bilmezlik mi?
Albay emeklisi arkadaşım çok ilgilense de kütüphane ve aydınlanma evi açılışı burada da uzadıkça uzadı.
Emekli astsubay olan kültür müdürü arada bir telefon açıp bilgilendirmeye çalışıyorduysa da sonuç sıfıra sıfır elde sıfırdı. Bu arada kültür müdürüne Erol Toy’un Alaşehir doğumlu olduğunu anımsatıp Öner Yağcı adının yanı sıra onun da adının yaşatılması gereği önerisinde bulundum. Astsubay emeklisinin Erol Toy’dan da haberi yoktu.
Sonuca gelecek olursak… Kültür müdürünün bizi oyaladığını düşünmeye başladık ve CHP Manisa İl Başkanı olan Semih Balaban arkadaşımın kanalıyla 11 Ekim 2022’de Alaşehir Belediye Başkanı ile CHP Manisa İl Başkanlığı’nda bir araya geldik.
İşin çok uzadığını söylediğimde Başkanın bana söylediği o tümceyi hiç unutamıyorum: ‘’ Ben bu işi çook geç öğrendim hocam! ‘’
Ve hemen gereğini yapıp başkan yardımcısı arkadaşını arayıp talimat verdi: ‘’ Kütüphane ve aydınlanma evi işini hızlandırın ! ‘’
İyi ki yüz yüze görüşüp konuşmuşum güleryüzlü başkan ile…
25 Ocak 2023’te açılışını yeniden yaptık ama aydınlanma evi eşyalarımızın yüzde 90’ı yoktu. Merakımı gidermek için sormayı ihmal etmedim Başkana. Galiba onun da bilgisi eksikti bu konuda. Aklına takılmış ve sormuş olmalı ki, Başkanın Ankara’dan bana watsupp’tan attığı not şöyleydi: ‘’ Aydınlanma Evi için gönderdiğiniz malzemelerin bir kısmı yerimizin yetersiz olması sebebiyle kullanılamamış. Ancak depomuzda hâlâ mevcutmuş, bilginiz olsun.’’
Sormasak, konuşmasak bu yanıtı ve eşyalarımızın akıbetini de öğrenemeyecektik demek ki…
O eşyalarımız ne zamana kadar depoda bekleyecek ya da bize geri verilecek, bekleyip göreceğiz.
Başka bir konu… Kütüphane ve aydınlanma evi binası oldukça geniş. Pekalâ her bir eşya orada sergilenebilir. Çünkü biz bütün eşyaları içine alan raf ve dolapları da göndermiştik Alaşehir’e. Neden onlar burada sergilenmedi, neden yoklar, nerede Feyza Hepçilingirler’in plaketleri/ kibrit koleksiyonu, nerede gaz lambalarımız, nerde anneme aldığım kol saatleri ve masa saatleri, nerede dolmakalemlerimiz ve çakmaklarımız, lükslerimiz?
Başkana anlatmasam, bu yanıtı da almamış olacaktım. Hiç olmazsa ilgilenip ortaya çıkardı.
Açılışta gözlerim kültür müdürünü aradıysa da göremedim. Daha doğrusu yüzünü hiç görmediğim kültür müdürüyle tanışmak istiyordum. Şok yaşar gibi oldum. Hangi sebeple gelmedi acaba diye düşündüğüm kültür müdürü meğerse başkan yardımcısı olmuş.
Açılış günü de bir başka işle ilgilendiğinden aramızda bulunamadı.
2023’ün temmuzunun ortasına geldik. Hâlâ depodaki eşyalarımız aydınlanma evine taşınmadı. Madem taşınmayacak, bize alo deyip ‘’ buradaki eşyalarınızı alın Recai Bey.’’ denilmesi gerekmez mi?
Onlar depoda çürümek üzere mi verildi size?
Belediyelerin kültür müdürleri belirlenirken başkanların bu konuda ince eleyip sık dokuduklarını düşünmez oldum Alaşehir örneğine tanık olunca…
*
Mardin / merkezde bir kütüphane açacaktık.2 bin dolayında kitap göndermiştik müze müdürü olan Nihat Bey’e… Ne olduysa/ neden olduysa Nihat Bey’in sürgünü çıkmış bir başka ile… Sonra da görevden alınmış. Bizim kitaplar mı? Dara’daki okullara dağıtılmış.
Araya Müjde Tönbekici girse de yararı olmadı. Çok sıkıntı yaşayan Nihat Bey’i kınayamadık bile. O da utancından olsa gerek bir kez olsun alo demedi bize.
2 yıl kadar sonra öğrendim Müjde Hanım’dan, Mardin merkezde restorancılık yapıyormuş.
*
Denizli’nin Acıpayam ilçesi ADD Şubesi’nde kütüphane kurmak için 1500 dolayındaki kitabımızı önceki dönem İzmir milletvekillerinden TPB İzmir Şube Başkanı olan Denizlili arkadaşımıza teslim ettik. Mayıs 2023’te Sinan Meydan’ın katılacağı bir programda da açılışı yapacağız diye anlaşmıştık.
Sonuç, sıfıra sıfır elde sıfır! Kitaplarımızı geri almak zorunda kaldık.
*
Olumsuzluk yaşadığımız köylerle/ muhtarlarla ve bürokratlarla ilgili herhangi bir işlem yapmayı düşünmedik. Nasıl olsa o kitaplar, birilerinin işine yarayacak / belki de dünyasını değiştirecekti. Yakacakları, yok edecekleri yoktu ya…
Umarım, o köylerin muhtarları ya da bürokratlar günün birinde İngmar Bergman’ı tanırlar ve o bilinen sözüyle yüz yüze gelirler de bize hak verirler.
Kitaplarımıza el konulması, tabelamızın kaldırılması ya da değiştirilmesi…
Biliyorum ki bunların hepsi, kitapsızlıktan/ okumamaktan/ bilmemekten…
Kütüphaneler İran’daki gibi, Hollanda’daki gibi, Kanada’daki gibi hele bir çoğalsın ülkemizde!
Eminim ki, yaşadığımız bu sorunlar da son bulacak o vakit.
Cehaletin hükmünü sürdürdüğü topraklarda bunlara benzer sorunları yaşıyor olmama şaşırmıyorum.
Baksanıza, 2023 temmuzunun ortalarında biri, sıcaklardan öyle şikayetçi ki öfkesinden güneşe taş atıyor. Daha öncesinde de bir grup insan yağmur duasına çıkmıştı o amcanın şehrinde.
Çağrı gelse de Şanlıurfa’nın dört bir köşesini kütüphanelerle donatsak…
2022 Ekim’inde 1500 kitapla aydınlanma evi eşyalarımızı gönderdiğimiz Şanlıurfa’da kısmetse Mehtap Rastgeldi Sakacı’nın önderliğinde ‘ Kemal Nehrozoğlu – Rasime Şeyhoğlu Aydınlanma Evi ve Kütüphanesi ‘ ni açacağız zaten… Gün sayıyoruz…
Keşke ikinci kez Şanlıurfa’dan bir istek daha gelse de Harran’a, Viranşehir’e de birer kütüphane açsak…
*
Bizi ziyadesiyle mutlu eden bir gelişme yaşadık 2022 sonlarına doğru…
20 Kasım 2022’de kaybettiğimiz Gazeteci – Yazar Hıncal Uluç’un abisi Öcal Uluç, biyolojik abim bildiklerimdendir. Gerek İzmir gerekse de Manisa’daki kütüphane açılışlarımızda aramızda bulundu ve konuştu. Ailece ona olan saygımız sonsuzdur.
Hıncal Uluç’un öldüğü günlerde telefon açıp 8 – 9 bin kitabı kütüphaneciliğimize olan güveni nedeniyle bize vermek istediğini, bu kitaplarla Hıncal Uluç Kütüphanesi kurulması ricasında bulunmuştu.
Biz de o kitapların yarısını Mehmet Yıldız ve Uğur Kolsuz kardeşlerim aracılığıyla Midyat Belediyesi’ne ve Afyonkarahisar’ın İhsaniye Kaymakamlığı’na gönderdik.
Yakın zamanda da sanırım açılışlarında bulunacağız.
Geldik Temmuzun 16’sına… Nedense dünden bu yana aklıma hep Afife Jale, Yıldız Kenter, Metin Akpınar, Altan Erkekli, Müjdat gezen gibi tiyatrocular geliyor… Dün, Dünya Tiyatro Günü de değildi ama …
*
2023’ün haziran yağmurları ve temmuz sıcakları aklımdan hiç çıkmayacağa benzer.
Bir de Abdülbâki Erol olan adını Seyda Abdülbâki ‘ EL Hüseyni ‘ olarak değiştiren, Nakşibendiliğin kolu Menzil cemaati lideri Şeyh Abdülbâki Hüseyni’nin cenazesi…
Cenazeye katılanların 250 bin kişi olduğu söylenip yazılıyor.
Yaklaşık 15-20 kilometrelik de araç kuyruğu oluştuğunu okuyunca, bilgisunara girip etraflıca öğrenmeye çalıştım Sayın Erol’u… 12 Temmuz’da organ yetmezliği nedeniyle öldüğü özel hastanede bir buçuk yıldır tedavi görüyormuş. Demek ki varsıl biri… Yanılmıyorsam gözleri masmavi… Tel çerçeveli şık gözlüğü de dikkat çekici…
Menzil Şeyhi Seyyid Abdülbâki Erol, 1993’te ölen abisi Seyyid Muhammed Raşid Erol’dan sonra tarikatın şeyhi seçilmiş. 30. Göbekten Hz. Muhammet’in torunu olduğu söyleniyor.
Recep Tayyip Erdoğan’ı ve AKP’yi destekleyen Menzil’in olağanüstü bir sermaye gücü bulunuyor. Tarikat- siyaset- ticaret üçgeninde faaliyetleri olduğu görülüyor. Semerkand Şirketler Grubu adı altında boy gösteriyor. Hac ve umre organizasyonu yapıyor. Propaganda faaliyetlerini de Semerkand Yayın Grubu üzerinden sürdürüyor. Devletteki en güçlü yapılanması Sağlık Bakanlığı’nda görülüyor.
Çok seviliyor olmalı ki 250 bin kişi katılmış cenaze törenine…
Merak bu ya… öğrenmek istedim, kimlerin cenazesine kaç kişi katılmış…
*
İhsan Eliaçık, Hz. Muhammet’in cenazesine 17 kişinin katıldığını söylüyor. O da üç gün sonra… Şaştım kaldım doğrusu… Doğru olabilir mi diye düşünüp duruyorum.
Victor Hugo’nun cenazesine 2 milyon Fransız katılmış.
Einstein, ‘’ İnsanlar kemiklerime tapmaya gelmesin diye yakılmak istiyorum. ‘’ demiş ve isteği yerine getirilmiş.
Karl Marks’ın cenazesine sadece 11 kişi katılmış.
Jean Paul Sartre’ın cenazesine yaklaşık 50 bin kişi katılmış.
Beethoven’ın cenazesi, ölümünden üç gün sonra büyük bir kalabalık tarafından kaldırılıyor.
Dostoyevski’nin ölümünde 30 bin kişi bulunuyor.
Elvis Presley’in cenaze törenine 100 bin kişi katılmış.
Ömer Hayyam’ın cenaze töreninde ise tekmeler tokatlar havada uçuşmuş.
*
Gönül istiyor ki memleketin dört bir köşesi kütüphane olsun ve herkes merak ettiğini o kitapların sayfalarını çevirerek öğrensin, yaşama veda ederken de çok sayıda dostları tarafından uğurlansın…
Kütüphane işinin çözümü yok değil…
El ele verirsek olur.
Yolu, Ayvalık’ın Beşiktepe ve Bağyüzü mahallelerine düşen yazlıkçı/ yerli turist dostlar o iki köydeki Orhan Kemal ve Sabahattin Ali Kütüphanesi’ni ziyaret edip el versinler lütfen.
Harikulade açılışları yapılan bu iki kütüphanenin yaşatılması adına destek verin lütfen…
Özetle…
Bu işler biraz da imece ruhuyla yürüyor. İmecede tuzunuz biberiniz olsun!
