

FATİH SEZGİN
Aldatılma tarihi, araştırmayı hak edecek bilgi ve örneklerle dolu. Anılarda birçok örnek var.
Bir işçi 10.000 mark dolandırılmış. İki yıl sonra 80.000 mark dolandırılmış! Nasıl olur iki kez ve daha fazla para verebildin, diye sorulduğunda “Dini konuları çok güzel anlatıyordu” diye cevap veriyor!
Yani, sılada ezildiği yalnızlık içinde ona hayali bir dünya kuran insana, her gelişinde çarpılabileceği anlaşılıyordu. Avrupa’daki Türklerin bileğini kimse bükemezdi, eğer bu kadar dolandırılmasalardı! Yaklaşık 60 yılda Avrupa’nın en zengin azınlığı olabilecek Türkler 4-5 kuşak sonra işsizlik, yoksullukla boğuşuyor.
Türkiye’de de banker patlamasıyla başlayan kitlesel insan dolandırma sistemi, ülkede düzenli bir yapıya kavuştu. Ara ara haberleri çıkan, “saadetzinciri” dolandırıcılıklarıyla haberdar olduk. O kadar yüzsüz ki, bu dolandırıcılardan biri, dönemin Başbakanı Çiller’i bile dolandırdı diye haber olmuştu…..
Bankerlik adı altında dolandırıcılık patladığında, bunlar aptal, cahil falan değillerdi. Evini, arabasını satan paraları yatırmıştı. Hak etmediği parayı almayı normal görüyorlardı. Bana da zamanında ısrar etmişlerdi ben de ‘Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi bu iş!’ demiştim hiç anlamamışlardı. Komşusundan ödünç kazan alan hoca geri verirken yanında bir tane daha verir. Bu ne Hoca? sorusuna “Kazan doğurdu”yanıtını verir. Bir sonraki ödünç almadan sonra kazanı vermez. Kazanın sahibi öfkelenir, Hoca “Kazan öldü” der. “Kazan hiç ölür mü hoca” diye soran komşuya cevap nettir: “Doğurduğuna inanıyorsun da köftehor, öldüğüne neden inanmıyorsun?”
Böylece orta sınıf, Özal döneminde maddi varlıklarını kaybederek zayıfladı. İntiharlar oldu.
Zayıflayan sadece ekonomik güçleri olmadı, değerleri de zayıfladı. Kentli sınıf yoksullaşarak maddi, manevi kimliğini kaybetti.
Özal’dan sonra gelen iktidarlar da bunu pekiştirmekten başka bir şey yapmadılar. Orta sınıfı, eğitimi, kentlilik bilincini, milli kimliği pekiştirecek hiçbir politika işlenmedi.
Yoksullaştıkça, ruhsal durumu bozuldukça ve umudu yok oldukça toplumsal şizofreni yapılandı. Gerçeklerden kopan toplum da komplo teorileriyle beslendi. Dedikodularla büyütüldü. Din postuna bürünen ideoloji, siyasi yapılarla Hurafeler İmparatorluğu kuruldu.
Sadece medyada gördüğüne, sadece söze inanan bir yapı…
İftira, bir kuruma böyle dönüşür, bunu romanın başladığı tarihlerden itibaren Türk roman ve hikayelerinde görebiliriz. Bu yapılanma Cumhuriyetle kesilmişti. Umuda ve bilime açılan kapılar Atatürk’le beraber gömülür.(Falih Rıfkı‘nın 1963’deki yorumu) Türk kimliği, 1950 ile okuma kitaplarından, eğitimden çıkarılır sinsice….
1936’da Nevruz kutlamaları ülke çapında kutlanır ve Atatürk’ün kutlamalarda çekilmiş fotoğrafları var. Yıllar sonra toplumun önüne Kürt Nevruz’u olarak pazarlanıyor. Oyun büyük…. En eski Türk bayramı bin yıllık Türk mitleri nasıl devşirildi? Nasıl bir tek Türk aydını çıkıp söylemedi? Çıkan neden bir tek medyada yer bulamadı?
Son soygun bana bunları hatırlattı ve Çiftlik Bank nasıl yaşandı diye düşündüm.
511 milyon TL… 80 Bin kişi dolandırıldı. Daha önce tatlı dille, cennet vaadiyle, duymak istediklerini insanlara söyleyerek yürütülen soygunculuk şimdi herkesin elinde olan telefonlarla yapıldı. Sistem telefona indiriliyor. Oturduğun yerden hem para kazan, hem çiftçilik yap….Oh! Ne ala…
Biri diyor ki: “Kandırıldığımızın farkındaydık, kendimize bile inanmadık” Temel inanç bu…
İç sesiniz size doğruyu söylese bile, iyi olan çıkar içermediği için çıkar/faydadan yana onun üstünü örtüyor kişi. Çünkü Çiftlik Bank yakınını getir, akrabanı getir, daha çok insanı kandır, ballandır, anlat sen, daha çok kazan sistemi… En yakınından uzağına kandırmaca…
Dolandırıcı, araç olarak başkalarını kullanıyor.
Gerçeği görmemekte direnen ve aldırmayan insanlar dolandırılmaya, aldatılmaya itiraz etmiyorlar. En sonuna kadar gidiyorlar.
Hiçbir şey araştırılmıyor, araştırdım diyenler sanal sayfada sanal yazı ve resimlere bakıyor, bir de Bursa’da uyduruk bir çiftlik var. Çalışan, yönetici falan ortada yok, ama birkaç büyükbaş duruyor. Sanalda araştıranlar orada doktor ,avukat gibi meslekleri görünce “Bunlar aptal değil ya” diyerek gerçekliğini bilmedikleri insanlara güvenerek sisteme atlıyor. İlk birkaç ay para gelince az para yatıran kredi çekerek büyük para yatırıyor!
Sanalda bile olsa, 2 milyara 50 koyun olur mu? Kurban bayramında neden bu fiyata değil demiyor!!
Çünkü oturduğu yerden yem al, depo doldur, hayvan besle sanal oyunu ama para gerçek…
Sürü ne yaparsa devam et….
Yakınlarda dolandırılan yaşlı bir teyzeyle ,şöyle diyor : oğlun gönderdi diye kandırılarak üç dört kez yüklü para alınıyor kendisinden. Kızları işin farkına varınca polise gidiyorlar. Şikayet sonucu gösterilen fotoğraflara bakan teyzemizin dediği:
“Aaa.. Bunlar çok kötü suratlı, benim oğlan efendi ve temiz yüzlüydü”.
Temiz yüzlü olmak dolandırıcıların en büyük artısı…
Sadece bizde değil, dünyanın bir çok yerinde seri katillerini komşular şöyle tarif ediyor:
“Çok efendiydi, sessizdi, temiz yüzlüydü. Kimseye ilişmezdi”
Bir insanın sadece yüzüne bakarak, tatlı diline kanarak nasıl kişiliği hakkında karar verilebilir?
Kimlik kişiliğin yapılanmasıdır. Kimliği olmayan insanın kişiliği de yarım, kafası karışık ve ne istediğini bilmeyendir.
Türk toplumu bireyin yetişeceği eğitime muhtaçtır
