AH ŞU AĞZIMIZDAN ÇIKAN SÖZCÜKLER « Medya Ayvalık – Ayvalık Haberleri

SON DAKİKA

AH ŞU AĞZIMIZDAN ÇIKAN SÖZCÜKLER

Bu haber 23 Şubat 2020 - 14:22 'de eklendi ve kez görüntülendi.

“Birkaç şehidimiz var”

RECAİ ŞEYHOĞLU

İşten çıkarıldıkları için belediyenin önünde ‘  işimizi istiyoruz’  önlüğüyle günlerdir masumane eylemlerini sürdüren  Bergamalıüç kadının eylemi, Cumhurbaşkanı gelecek diye yasaklandı.

Yasaklayanlar, bu üç kadını Cumhurbaşkanının görmesinden belli ki korkmuşlar. Ya damahcubiyet duygusu… Cumhurbaşkanı, kadınları görüp de ya ‘’ Karda kışta işten atmak ne demek oluyor, İslam ahlakına yakışır mı bu? ‘’  diye işten çıkaranları azarlayacak olursa…

Yasaklayan irade yoksa bundan mı korktu?

Öyle ya… Cumhurbaşkanımız haktan hukuktan yana , vicdan sahibi biri… Gönlü razı olur mu hiç bu soğuklarda işten atılmaya?

Korkanlar, ne diye bunun hesabını Başkandan sormazlar  ki… Bu da ayrı bir konu…

Yoksa…  Yasakçılar, kış kıyamet gününde üç kadının üşütüp hasta olacaklarından mı endişelendiler?

Bilemiyoruz…

Bildiğimiz şu ki,  Cumhurbaşkanı gelecek diye çevre köylerden/ mahallelerden araçlarla  kasaba meydanına  muhtarların ve  köylülerin getirildiği…

‘’ Bay Kemal ‘’ nutku çeken Cumhurbaşkanını zorla ya da güzellikle(!) Bergamalılara dinletme, bayrak sallatma… Arada bir de alkışlatma…

                                                                          *

Komutan, bölüğü ziyarete/ teftişe gelecek  diye  Erzincan’ın şubat soğuğunda öğle yemeğini karlar üstünde yemek zorunda kalan Recai Şeyhoğlu, bu ve buna benzer gösterilere alışık…  Başımızdaki işgüzarlar, yemekhanenin tertemiz olduğunu göstermek istiyorlardı gelecek olan generale…

Asker, karlar üstünde yemek yerken büzütmüş/ donmuş umurlarında mı?

Her alanda böyle bir işgüzarlık yaşandığını bu topraklarda yaşayan herkes biliyor ama ben gene de anımsatayım dedim.

Yıllar önce İzmir’in Altındağ’ında  bir gece vakti harıl harıl yolların temizlendiğini/ asfaltlandığını biliyorum. Ertesi gün Onbaşı Kenan Bey,  pardon Darbeci Kenan Bey geliyordu çünkü…

Altındağ taraflarında bir yerleri ziyaret edeceklerdi haşmetmeapları…

Aylardır, yıllardır  çukuruna, delik deşikliğine alışık olduğumuz   cadde, ertesi sabah pırıl pırıldı.

Nasıl da mutlu olmuştuk… Nasıl da alkışlayasamızgelmişti  Yağlıboya Ustası Sayın Paşamızı…

Caddemiz, sayesinde görücüye çıkmış  genç kıza benzemişti.

Cumhurbaşkanı ziyaret edecek diye çevrenin temizlenmesini/ görüntü kirliliği yaratan her bir nesnenin ortadan kaldırılmasını bu nedenle pek yadırgamıyorum.

Alışık olduğumuz bir Türkiye klasiği bu !

Haşmetmeaplarınutuk atacaklar. Satılan tank- palet fabrikasından ‘ satılmadı’ diye  bahsedecek, ana muhalefetin liderine  her zamanki üslûbuyla hakaretlerde bulunacak … Meydanı dolduranlar da bayrak sallayacak/ alkış tutacak…

Ama kimse soru sormayacak. Sıkıysa biri ‘’ Geçinemiyorum, açım ! ‘’ diye bağırsın.

Hele birisi ‘’ Bu soğuklarda üç bacımızı işten attı belediye, yardım et Reis! ‘’  desin…

Oysa…

Kozak’ta yıllardır hangi nedenlerle ürün vermediği hâlâ bilinmeyen fıstıkçamı ve taş ocaklarının çevreye verdiği  zarar herkesin malumu…

Hazır, ayağınıza kadar ülkenin en güçlü adamı gelmişken bu sorular sorulmaz mı ? Bu fırsat değerlendirilmez mi hiç?

Soğuklar nedeniyle ağzı mı kilitlendi yoksa Bergamalının diyesim geliyor ama diyemiyorum. Çünkü gerçeği biliyorum.

Meydanda AKP’liler, askerler ve polisler olduğu sürece bu tip sorular sorulmaz/ sordurulmaz. Soracak olan da başına ne geleceğini bilir zira…

Meydanların sessizliği bundandır. Meydanlar, Şefi alkışlamak içindir. Meydanlar bayrak sallamak içindir. Çatlak seslere kapalıdır meydanlar… Sormaya- sorgulamaya ve eleştiriye açık değildir.

Kürsüdekilerin özgüvenli / alaysamalı/ argo yüklü  konuşmaları bundandır.

 Vatandaşların susması ise; bilgeliğinden değil, bu ana gerçeği  bilmesindendir.

                                                                           *

Bakırçay Ovasına ne ekersen biçersin. Öylesine verimlidir bu toprak. Buğday ambarı Konya, Küçük Menderes, Büyük Menderes, Iğdır Ovaları ona keza…

Dışarıdan  bir gram tarım ürünü almadan yaşayabilen bir ülkedir Türkiye’miz.

Daha doğrusu öyleydi. Düne kadar…

Daha açık söyleyecek olursak AKP’ye kadar…

Şimdi mi…

Buğdayı; Rusya, Ukrayna ve Kanada’dan

Arpayı; Ukrayna, Rusya ve Suriye’den

Mısırı; Ukrayna, Romanya ve Rusya’dan

Pirinci; Yunanistan, Çin ve İtalya’dan

Ayçiçeğini;Moldova, Romanya ve Rusya’dan

Soya Fasulyesini; Brezilya ve Ukrayna’dan

Pamuğu; Yunanistan, ABD ve  Brezilya’dan

Mercimeği; Kazakistan ve Kanada’dan

Kuru Fasulyeyi; Kırgızistan, Arjantin ve Kanada’dan

Patatesi; Hollanda, Pakistan ve Mısır’dan

Kuru Soğanı; Özbekistan, Mısır ve İran’dan

Şekeri; Brezilya, Cezayir ve Fas’tan alıyoruz.

                                                                        *

Bunu bilen çiftçi Cumhurbaşkanını alkışlar mı sizce?

Alkışlıyorsa konuyu bildiğinden/ Cumhurbaşkanını sevdiğinden midir bu?

Alandakiler çiftçi değil de maaşlı memurlar, öğrenciler ya da  dolmuşlara doldurulup getirilmiş taşıma partililer mi diye sorasınız gelmez mi bu durumda?

Konuya dönecek olursak…

Türkiye, AKP  yüzünden dışarıya el açmış durumda. Saman bile ithal edilmekte…

Atatürk döneminden kalan yatırımlar bir bir elden çıkarıldığı gibi topraklarımız da mazot ve gübre fiatları nedeniyle çiftçimizce ekilip biçilemez durumda.

Başka bir gezegende yaşıyormuş gibi konuşan Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’nin sözleri ise komik. Komik değil hatta utanç verici:

‘’ Türkiye, tarımda kendi kendine yeten bir ülkedir. Kimsenin, bu ülkede çiftçinin moralini bozmaya hakkı yoktur.’’ Aynen böyle diyor.

Pakdemirli’nin MariAntuanet gibi konuşması ; çocukları/ torunları ve yakınları tarafından anımsandıkça  utanılacak bir tümce olarak zihinlerinde yer edeceğe benzer…

Tarım ve hayvancılığa zarar veren AKP politikalarını  Bergama çiftçisinin alkışlaması  mümkün mü? Bergama çiftçisinin suskunluğu, korkusundan değil/ binyılların mirası olan saygın kimliğinden…

Eurogold’a karşı verdiği destansı mücadele ile nerede ne yapılması gerektiğini  bilen bir tarih ve çevre bilincine sahip olduğunu göstermiş/ kanıtlamıştır  Bergamalı.

Son 18 yılda tarım arazilerinin 3,5 milyon hektar azalarak 37 milyon hektara düştüğünü bilmiyor mu  çiftçi sanki… Giderek, bunun bir yıkım olacağını görmüyor mu sanki…

Bergamalının suskunluğu, efendiliğinden…

Eurogold’un verdiği zarar kadar etkilendiğinde  hesap sormasını da bilecek düzeydedir ama..

Susması, biraz da yukarıdaki istatistiki bilgileri bilmediğinden.

Tarihine, sokaklara verdiği isimlere, eğitime ve çevreye verdiği öneme herkesin tanık olduğu Bergamalı,  5442 sayılı il idaresi kanunu gereğince Kaymakamlığın bir hafta boyunca Bergama’daki her türlü basın açıklaması/stand ve çadır kurma/ bildiri dağıtma/açlık grevi/ oturma eylemi/ imza toplama/ yürüyüş ve gösteriye yasak getirmesini anlayışla karşılamış, susmuştur.  Bunun bir anayasal hak ihlâli olduğunu bile bile…

Olgunluğundan, ‘’ OHAL mi var Bergama’da da  OHAL yasalarıyla yönetiliyoruz?’’ bile dememiştir.

Belediye binasının önünde ‘ işimizi istiyoruz’ önlüğüyle günlerdir direnen kadınların eyleminin yasaklanmasına gönlü razı olmasa da itiraz etmemiştir.

Haksızlığa- hukuksuzluğa olan tepkisini yüreğinin derinliklerine atmış, susmuştur.

                                                                           *

Sabırlı Bergamalı, AKP’nin ülke çapında yarattığı tahribattan haberdar… Sayıştay raporlarıyla AKP’li belediyelerde ortaya çıkan milyarlık yolsuzlukları- usulsüzlükleri görmüyor değil.

Emek, hak- hukuk gaspı karşısında susuyor. Diyanet İşleri Başkanlığının olağanüstü bütçesini lükse- şatafata harcadığını görüyor.  Köylerdeki okulların kapatılmasına üzülüyor

Yüreğini dağlayan olumsuzlukların seçimle üstesinden gelineceğine  inandığı için de  tepkisini şimdilik dışa vurmuyor.

Tarihin sayfalarını çevirecek olursak…

Kitaplar yer vermiyor olsa da şu bir gerçek ki 36 Osmanlı Padişahından 35’inin annesi Hıristiyan ve Musevi.

Padişahların yanı başında yer alan  sadrazam ve paşaların birçoğu devşirme. Abdülhamit’in Saray’daki doktorlarının  çoğu yabancı.

Padişahların burnunun dibinde yer alanlar ne yerli ne de milli.

FriedrichBronsartVonSchellendorf, bir Alman subayı ve siyaset adamı.

Osmanlı İmparatorluğuyla  ilgisi ne diye soracak olursanız hemen yanıtlayayım:

Osmanlı Genelkurmay  I.  Başkanı.

Ordu, yabancı bir komutanın emrine mi verilir ?

Utanç verici değil mi ?

Gelelim bugüne…

Neo Osmanlı kafalar da o günlerin izini sürüyor olsalar gerek…

Şu an Türkiye’nin 4 Büyükelçisi, aynı zamanda bir başka ülkenin de vatandaşı.

Mahinur Özdemir, 1982 Brüksel doğumlu ve Türk- Belçika vatandaşı. Şu an Cezayir  Büyükelçisi.

Merve Kavakçı Türk- ABD vatandaşı. Malezya Büyükelçisi.

Egemen Bağış Türk- KKTC Vatandaşı. Çekya Büyükelçisi.

Ozan Ceyhun Türk- Alman vatandaşı.  Avusturya Büyükelçisi.

                                                                     *

Türkiye Cumhuriyeti adına ülkemizi dışarıda temsil eden kişiler ( AKP’liler) çifte vatandaş…

MHP ve İYİ Parti bu işe ne diyor bildiğim yok… Milliyetçiyim diyenlerin buna itiraz etmesi gerekmez mi?

Dışişlerinde diplomat olmayan büyükelçiler de yok değil…

Diplomat olmayan AKP’lilerin bir başka ülkeye büyükelçi olarak gönderilmesi Türkiye’nin dış politikasına ne kazanç sağlar?

Bu tip büyükelçiler; Londra, Paris, Roma, Lizbon, Moskova’ya değil de  Afrika’ya gönderilmişler  çoğunlukla…

Tuncer Kayalar Kenya’ya, Kani Torun Somali’ye, Musa Kulaklıkaya Moritanya’ya, Şentürk Uzun Gana’ya, Faruk Doğan Kamerun’a…

Afrika dillerini biliyorlar mı acaba diye de sormadan edemiyorum. Ama bu konuyu AKP hemen çözüyor. Yüksek maaşlı bir AKP’liyi  o ülkeye tercüman  olarak göndererek…

Diplomat olmayıp  da büyükelçi olarak Vatikan’a, Tokyo’ya, KKTC’ye, Karadağ’a, Polonya’ya, Makedonya’ya, Pekin’e, Endonezya’ya, Hollanda’ya, Kuveyt’e, Tahran’a gönderilen AKP’liler de şunlar:

Kenan Gürsoy, İbrahim Akça, Niyazi Tanılır, Yusuf Ziya Özcan, Murat Mercan, Emin Önen, Tülin Erkal Kara, Zekeriya Akçam, Şaban Dişli, Ayşe Sayan, Derya Örs.

Liyakat esas alınmadan büyükelçi olarak dışarıya gönderilen / diplomatlık deneyimi olmayan bu kişilerin ülkemize ne kadar yararı olur?

      Cumhurbaşkanının 22 Şubat’ta  Menemen’de söylediği  Libya ile ilgili şu sözler  düşündürmeli bu toprağın köylüsünü, işçisini, memurunu:

‘’ Hafter’e karşı kahraman askerlerimiz ve Suriye Milli Ordusu’ndan ekiplerimizle beraber oradayız. Tabii birkaç tane şehidimiz var.’’

Anladığım- öğrendiğim şu ki, Cumhurbaşkanı ,empati yapmasını bilmeyen biri.

Dört yıllık bir fakülteyi okusaydı bu sözü etmezdi örneğin. Konuşmasındaki arıza, üniversite mezunu  olmayışından…

Şehit annelerinin duygularını okuyamamış  olmasından…

Oğullarından birinin paralı askerlik yapması, diğerinin de testis kanseri nedeniyle  askerlikle tanışmaması, Cumhurbaşkanını bir baba olarak ne kadar mutlu etti bildiğimiz yok.

Eminiz, o da çok isterdi  çocuklarının cephelere koşa koşa  gitmesini/ vatan – millet uğruna savaşmasını…  Belki de hepimizden çok isterdi oğullarının şehitlik mertebesiyle tanışmasını…

Oğlunu savaşta yitirmiş bir annenin ya da babanın  halet-i ruhiyesini bil(e)mediğinden şehit düşmüş canlar için ‘ birkaç ‘  demesi bundan olsa gerek…

Annelerin canı acıyorken/ gözyaşları dinmiyorken  Cumhurbaşkanı şehit düşmüş askerler için ‘ birkaç ‘ diyebiliyorsa ya empati kuramıyor ya da yeterince  ‘ Türkçe-  Dilbilgisi ‘ ne sahip değil.

Dememiz gerekmiyor mu?

Dilbilgisi konusunda yetersiz olduğu günlük konuşmalarından belli zaten. En kolay dilbilgisi kurallarından haberi yok. CeHePe  ve Me He Pe demesi gerekirken ısrarla CeHaPe ve Me Ha Pe demesinden anlıyoruz bunu.

Ünsüz  harfler, sağına ‘ e ‘ ünlüsü getirilerek okunur. Kural bu !

Kuralı bozmaya, altüst etmeye ne hakkı var Cumhurbaşkanının?

Peki… Hiç mi danışmanı yok bu konuyla ilgili?

Danışmanın bu konuda Sayın Cumhurbaşkanına doğru olanı söylemesi gerekmez mi?

Dolgun maaşlı danışmanlar Cumhurbaşkanının altını mı oyuyor yoksa…

                   Ağzımızdan çıkan sözler, kimliğimizdir. Aklımızdan geçen düşüncelerdir.

Düşünüp konuşmakta yarar var. Düşünce ya da proje üretemeyenlerin akşam sabah konuşmaları gerekmez.

‘’ Birkaç tane şehidimiz var.’’ diyor Cumhurbaşkanı.

Birkaç sandalye, birkaç masa, birkaç araba, der gibi…

İnsan sayısı için ‘ tane’ denilmeyeceğini bilmiyor. Sözün doğrusu nedir ? Birkaç şehit…

Şehit düşmüş askerimiz masa mı,  kamyon mu da  ‘ tane ‘ ile anlatılmaya çalışılıyor?

Ayıp!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.